1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Yılmaz Güney
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Yılmaz Güney

A+A-

Mahsun Kırmızıgül, Serdar Ortaç Ahmet Kaya “Kürtçe kaset yapacağım” dedi diye kafasına çatal kaşık atıldığı gece, sütre gerisine çekilip, şimdi tatlı su Kürtçüsü kesildi ya! 

Zaten sevmezdim, şimdi illet de oldum! 

Televizyonun birinde oynayan Kürtçülük “meşazlı” pespaye dizisine bakınca, şimdi de “hayattaki Yılmaz Güney” rolüne soyunduğunu ilk söyleyen, ben değilim…

Hoş Yılmaz Güney de birkaç yüz tane kalitesiz filmden sonra içindeki cevheri ortaya çıkarmıştı ama hiç değilse, “gününün” gelmesini beklerken, sütre gerisinde değildi. 

Yazdığı bir hikâyeden dolayı hapse düşmüş, okuduğu İktisat Fakültesi’ni de böylece bitirememişti. 

Rahmetlinin, bir yandan devrimci hikâye, roman yazıp, Mahir Çayan’ı evinde saklamasına öte taraftan kumarhane işletmesine, kabadayılık etmesine, “Çirkin Kral” diye bir tip yaratıp, kovboy filmi bile çevirmesine; büyük bir anlayış göstermek mümkün olmasa da arada Seyit Han gibi, önemli filmlerde oynadığını da inkâr etmek, hakkaniyetli olmaz. 

Kürtçülüğü de ayrı bir tartışma konusu olabilir… 

Bütün filmlerine bayıldığımı, söyleyemem… 

Örneğin ilk seyrettiğimiz yaşlarda bayıldığımız, halâ türküsünü söylediğimiz Arkadaş, övdüğümüz kadar değildi… 

Acı, Endişe v.b yapıtları, çok daha güzel; şimdi bunca yıldan sonra bakınca…

Ama bu Mahsun denilen adama illet olunca, gidip DVD’cide, eski Yılmaz Güney filmi aradım… 

Olmaya ki ben bu “meşazlı” filmlere pek bir merak salan, adama haksızlık ediyorum! 

Bir bakayım, belki de çocuk gerçekten iyi sinemacı! 

İki tane Yılmaz Güney filmi buldum! 

Biri, başyapıtı: 

Umut… 

Öteki de Cannes’da Altın Palmiye ödülünü aldığı, 

Yol!

Oturdum, önce Umut’u seyrettim… 

Siyah beyaz, 1970 yapımı bir film…  

Mesaj ise işte mesaj! 

Sosyal gerçekçilik ise aha, bak da gör! 

Estetik mi? 

Hikâye mi? 

Oyunculuk mu? 

Yönetmenlik mi? 

“Al gözüm, seyreyle…” 

Eh, az biraz sefaletin yüceltilmesi ve Kürtçülük de var ama, yedire yedire…  

Umut’u çıkardım, “Yol”u taktım…

Bir defa, hikâye daha kompleks! 

Dialoglar daha oturmuş… 

Görüntüler kullanılan teknik değiştiğinden, daha güzel… 

Sosyal gerçekçilik, doruğa varmış… 

Filmin sonunda, Cebbar (Tarık Akan) töre gereği öldürmesi gereken karısı ölmesin diye çırpınırken, zaten sulu gözlüyüm, ağladım…

Şimdi be efendi… 

Senden kırk yıl önce bu işleri yapan birinin rolüne soyunmadan önce, onu aşmak gerekmez mi? 

Bu kadar mı ucuz bu Türkiye’de her şey? 

Her konu? 

Her isim? 

Her iş?

Yılmaz Güney’in kişiliğini bir yana bıraktım… 

Sanatsal kişiliğinin ancak karikatürü olabilecek bir adamın, macerasını seyretmeyi, reddediyorum…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.