1. YAZARLAR

  2. Çiğdem Dürüst

  3. Zenginleri yoksullarda korumanın yöntemleri(!)
Çiğdem Dürüst

Çiğdem Dürüst

Star Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Zenginleri yoksullarda korumanın yöntemleri(!)

A+A-

Bugün, Lefkoşa Türk Belediyesi’nde topluca, ondan önce KTHY’nda topluca ve daha kim bilir nerelerde birer birer yoksulluğun kollarına atılan bireylere yapılan, gerek maddi, gerekse de aynî toplu yardımlar, “işsiz ve yoksul” kategorisine dahil edilmiş; “yardıma muhtaç” görülen insan kümelerinin yaratılması demektir.

Bu noktada, yolumuzun nereye gitmekte olduğunu tekrar tekrar sorgulamalıyız!

***

Bana göre KKTC’de ekonomik kriz yoktur. En azından dünyadaki ekonomik kriz ile bağlantılı bir ekonomik kriz yoktur. Bunun örneklendirilmesi de çok çok kolaydır:

Ailesinden haftalık harçlık almakta olan bir çocuğa, aile bütçesinin durumu ne olursa olsun eşit miktarda harçlık veriliyorken, çocuğun haftalık olarak aldığı harçlıktan kesinti olmazken ve çocuğun harçlığını harcamakta olduğu noktalar da belli iken, genel krizden ekonomik olarak etkilenmesi ne kadar reeldir.

Psikolojik etkilerini göz ardı ederek daha somut etkiler açısından düşünüldüğü takdirde KKTC’nin durumunda, bu çocuğun harçlık hikayesinden farklı bir nokta yoktur.

Daha açık anlatılabilir: Yolumuzu, okulumuzu, hastanemizi.. halen daha Türkiye Cumhuriyeti yapıyorken, dünyadaki ekonomik krizin etkisinde kaldığımız ve risk altında olduğumuz hikayesini hiç kimse anlatmasın; inanmayız!

Ancak, içinde bulunduğumuz ortamın çok olumlu bir tablo çizmediğini elbette kabul ediyorum. Bunun yarattığı sebeplerden dolayı yurttaşların etkilendiği, özellikle yoksulların çok daha zor durumda kaldığı ve yoksul insan sayısının artmakta olduğu gerçeği inkar edilemez.

***

Sonuçta; genel olarak siyasal, sosyal ve stratejik sebeplerle, bir de IMF ve Dünya Bankası raporlarının etkisi ile oluşan büyük eşitsizlik ve yoksulluk sorunlarını bir ölçüde de olsa “gidermek” amacıyla, ciddi projelere ihtiyacımız var.

İstikrar ve yapısal dönüşümde projeler ile çalışılmalı ve hem yoksulluk, hem de yoksullukla mücadele projeleri önemsenmelidir. Kamu sektöründe çalışanların maaş ve özlük haklarından kısıntılara gidilmesi, özel sektörde çalışan kişilerin işten çıkarılmaları, asgari ücret haklarının geriletilmesi, sosyal güvenlik sisteminin eritilmesi, daha önce devlet eliyle sağlanan güvencelerin yok edilmesi çözüm değildir.

Bugün de özelleştirmelerle, önlem adı altında yapılan uygulamalarla, sosyal devletin görevlerinin geriletilmesiyle yoksulluğun azaltılamayacağı bir gerçektir.

Devlet yerine getirmesi gereken yükümlülüklerini, sosyal fonlar olarak düzenlemeye başlarsa, zenginlere adaletsiz olarak dağıtılmakta olan gelirin bir kısmı yoksullara geri dönebilir.

Unutulmamalıdır! Sosyal güvenlik ağı yoksulluğun önündeki kalkanlardan bir tanesidir. Yaptırımcı bir sosyal güvenlik sistemi sayesinde yoksulun, emekçinin ensesinden yapılan yatırımlar ve kollanan şirketlerin, emekçiyi koruma zorunluluğu da garantilenmiş olabilir.

Çünkü bilinmelidir ve hatırlanmalıdır ki; sosyal güvenliğin varlığı “sosyal risk”in ortadan kalkmasına yardımcıdır.

Özellikle sosyal hizmet adı altında sunulması gereken hizmetler, yoksullar için bir sosyal güvenlik ağının oluşturulmasına kanalize olmalı, bu noktada devlet kendisine düşen göreve dört elle sarılmalıdır.

Hızlı yardım amacıyla kredili nakit transferleri yoksulların bir kısmına nefes aldırtabilecek yöntemlerden olabilir. Bunun yoksullukla “dolaysız” bir mücadale yöntemi olduğu, verim alınamayacağı savunusunu geliştirenler çıkabilir. Fakat burada önemli olan, daha önce bir “hak” niteliğinde olan ve sosyal devletin yerine getirmesi gereken hizmetlerin, şimdi bu tür projeler aracılığı ile birer “yardım” niteliğinde halka döndürülmesidir.

***

Son tahlilde;

İktidar edenlerin de, muhalefette çözüm bulmaya çalışanların da ne yapmaya çalıştıklarını merakla izlemekteyiz: Çünkü sosyal risk kavramını sorgularken hangi açıdan bakıldığını kestirememekteyiz.

Özellikle son zamanlarda, yoksulların “iyi durumda olanlar” için bir tehlike oluşturmasını engelleme amacı ön plana geçiyor izlenimine çok sık varır olduk. Son zamanlarda, yoksulların tepkilerinin bir “patlama” noktasına gelmesi, eylemlerin ve isyanların artması belirgin bir hareketlenmedir. Bu noktada sosyal riski, yoksulların sıkıntılarının, zenginler için oluşturabileceği riskler bağlamında ele almaya başlayan bir kesim de mevcuttur. Bu durum dikkatle gözden geçirilmesi gereken önemli bir sorundur.

Oysa “Sosyal patlamalar” her ne kadar öyle gibi görünüyorlarsa da, genellikle örgütlü, siyasal başkaldırılar değildir. Meydanlara yansıyanlar, özellikle son dönemlerde, anlık ve tepkiseldir. (Belediye sarayı önünde başlatılan açlık grevi buna çarpıcı bir örnektir.)Bu durum, yanlış anlaşılarak, özel mülkiyeti yani “varsıl” olanın malvarlığını tehdit eder şekilde anlaşılmakta, varsıl olanı kollayıcı önlemler almaya polis bile, hatta devlet bile alet edilebilmektedir. Bu önemli ayrıma varmamız, bu noktayı atlamamamız ve neye yol açıldığını izlememiz gerekmektedir

Şimdi soruyorum: Amaç yoksulların yaşam standartlarını iyileştirmek midir, yoksa zenginleri yoksullardan korumak mıdır?

O halde haydi devlet de, iktidar da, muhalefet de, sendikalar da iş başına…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.