Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Zihinde devrim

A+A-

Bir toplantıda kalkar da derseniz ki:

“ Engels’in Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökenleri’nde yazdıkları, Morgan’ın New York’un hemen dışındaki Irouka Kızılderililerini inceleyerek elde ettiği bulgular üzerine yaptığı yorumlardır. Evrensel doğru olarak kabul edilmesi, doğru değildir. Nitekim kendisi de sonradan yaptığı tespitin Batı Avrupa ve Amerika’yı anlattığını, doğu dünyası ile uyum sağlayamayabileceğini, yazmıştır. Örneğin Malinovski de Okyanusya’da ilkel toplumda da özel mülkiyetin bulunduğunu, göstermiştir.”

Öteden, oğlanın biri kalkar ve size;

“ Sen Marx’ta yanlış var mı diyorsun?” der… Ezberi bozulmuştur… Şematik düşünme kolaycılığı, “dialektik” diye attığı zaman mangalda kül bırakmayanlarımızın çoğunu da etkilemeyi, sürdürür… Bu yüzyılları aşarak gelen bir zihniyetin devamıdır aslına bakarsanız. Bizim gibi, Ruslar gibi doğulu toplumlarda, düşünme pratiği giderek, söylenene “kara kaplı kitapta” kanıt arama akılsızlığına varır. Yâni skolastik’e… Kitapta varsa, doğrudur; yoksa, asla ve de kat’a olabilemez…

Yüzyılları İmam Gazali’nin Felsefe’nin Sefaleti’ne yaslanarak, doğrunun Kur’an’da yazılı olduğuna, aklın doğruyu kavrayamayacağına inanarak yaşamış; “Nizam-ı Âlem” diye bir zihniyet oluşturup, var olanın Allahın olmasını istediği şey olması bakımından mükemmel olduğuna zorla inandırılıp, düşünceyi yasaklamış bir imparatorluğun sadık bendeleri olarak geçirmiş bir toplumun da bir asırda zihniyetini değiştirmesi, beklenemez…

 Akıl hastanesinin kapısına Düşünen Adam heykeli koyabilen bir toplumun, düşünür yetiştirmesi nasıl beklenebilir ki?! Düşünürü bırakın yetiştirmeyi, körün değneğini bellemesi gibi bir kez bellenenin, bir biçimde kendi meşruiyetini oluşturabilmiş olanın dışındakilere de dönüp bakmayız… Piri Reis’i, Lagari’yi, Hazerfen Ahmet Çelebi’yi, Pir Sultan Abdal’ı idam eden bir kültürün çocuklarıyız, biz… Yeni düşünce işitmeye tahammülümüz, yoktur…

İşte bundan dolayı, 19.yy ortalarında, kapitalizm henüz serbest rekabetçi dönemini yaşarken, onun yapılmış ve yapılacak en mükemmel eleştirisini yapmış olan Karl Marx’ı da okumadan, Marxist kesilir; ve onun düşüncesinin kırıntıları arasından, 21.yy’da sanayi toplumunu aşmış, post modern tüketim toplumunun sorunlarına çare aramaya girişiriz. Bulamayınca, ya kerameti kendiliğinden menkul bir tür “liberal” kesiliriz; ya da nihilizmin batağına düşüp, “batsın bu dünya” havasına kapılırız. Liberalliğimiz de kendine özgüdür! Ekonomide özgürlükçü, siyasette disiplinciyiz, üzerinize afiyet… Sonuçta, disiplinciliğimiz ve kimsenin hizayı aşmaması gayretkeşliğimiz, yeni durumlar için kimsenin yeni şeyler söylemeye cesaret etmemesi neticesini verir. Ve sonra yeni durumlara uyum sağlayamamanın, bunalımlarını yaşamaya başlarız…

Belirleyici değil ama etkileyici anlamda irade önemlidir. Marx bile siyasi mücadelenin ilk koşulu olarak, “proletaryanın sınıf bilincinin oluşması”nı saymaz mı? Bilinç, yâni irade… Nesnellikle hiç ilgisi yok gibi görünür ama bir kez oluştu mu dönüp, sosyal ve nihayetinde ekonomik yaşamı da belirler ve maddi bir pratik haline gelir…

Maddi yaşamın içinde, öznelliğin önemini fark etmeliyiz! Toplum yaşamında öyle anlar gelir ki maddi yaşam, düzenin değişmesinin tüm koşullarını önünüze serer. Ama bunu başarabilmek için iki şeye ihtiyaç vardır: Başarabilecek bir örgüt ve bu durumu kavrayabilecek bir liderlik…

Yaşam keşke de hep lây, lây, lom’dan ibaret olsaydı…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.