Geçtiğimiz hafta başta Kıbrıs sorunu olmak üzere, iç ve dış siyasette CTP ile AKP ekseni üzerine yazdığım 3 yazı ile ilgili çok sayıda elektronik posta ve telefon aldım.

YENİDÜZEN internet sayfasında da yazıların altına yapılan ilginç yorumlar var.

Bu yorumların arasında en dikkat çekici olan, CTP’nin AKP ile uyumlaşıp, AKP’nin dümen suyuna gitmesini salık veren bir yazı olarak algılanması bu yazıların ve buna tepki gösterilmesi.

Öncelikle söylemek gerekiyor ki, böylesi refleksler gelecek açısından umut verici.

Biat etmeyip, kendi kimliğini korumak hassasiyeti toplumsal olarak sahip olduğumuz en değerli duruşlardan biridir.

Ne var ki, söz konusu yazıların ana fikri, bu yorumlarla aslında uzaktan yakından örtüşmüyor. Kendimi tekrarlama adına bir kez daha özetlemeye çalışayım.

Çünkü sonuçta bir gazetecinin sorumluluğu, yanlış anlaşılmaya zemin yaratmamaktır.

AKP ÇÖZÜMSÜZLÜK KOŞULLARINI YÖNETİYOR…

AKP, Kıbrıs’ta aslında Türkiye açısından gelecek vizyonu da ortaya koyan uzun soluklu pragmatik ve akılcı bir strateji izliyor. Sadece bugüne değil, örneğin su, doğal gaz gibi yönetim ve söz hakkı tamamen kendisine ait olan stratejik projelerde olduğu gibi, bundan 20-30 yıl sonrasını da hesaplıyor.

Ve bu siyaset içinde şu anda Kıbrıs sorununun çözümü acil bir gündem maddesi değil.

AKP belki tamamen çözüm hedefinden vazgeçmiş olmayabilir. Ancak belli ki, bu çözümün takvim ve içeriği konusunda Kıbrıs Türk tarafıyla bir çıkar çatışması var.

AKP şu anda çözümsüzlük koşullarını kendi açısından iyi yönetiyor.

AB üyeliği yerine aday pozisyonunu yönettiği gibi.

Biz ise şu anda hiçbir koşulu yönetebilme durumunda değiliz.

Erksizleştirildik.

Burada AKP’nin izlediği iç siyasette hakimiyet kuran politikalarının da etkisi var, bizim siyaset sahnemizin kendi etkisizliği de.

Peki bundan sonra ne olacak?

BİAT ETMEK…

AKP bundan sonraki en az 4 yıl, muhtemelen çok daha uzun bir süre, Türkiye’de temel siyaseti üretme pozisyonunda olacak.

Ancak ne CTP’nin ne de bir başka siyasi aktörün sırf iktidarda AKP kalacak diye AKP’ye biat etmesi gerekiyor. Ama AKP siyasetini anlamak ve doğru analiz etmek gerekiyor. Bununla birlikte dünya siyasi koşullarını da iyi okumak.

Ve biat etmenin tam aksine karşıt bir alternatif siyaset üretme sorumluluğu var, çözüm siyaseti yürütenlerin. Çünkü Kıbrıs’ta çözümü zorlayacak ana aktör bunlardır.

Ancak bu karşıtlık da sırf karşı durmak pozisyonu üzerinden geliştirilemeyeceğine göre, bizim biat etmekle sırf karşı durmak dışında bir üçüncü yol yaratma zorunluluğumuz vardır.

Son yazıdaki şu cümleler zaten temel ana fikri de yeniden özetleyen cümleler;

“…Zira bugün gelinen etkisizlik durumunun aşılması ancak karşı bir etki yaratmakla mümkün olabilir ki, etki yaratmak için de bir adıma ihtiyaç vardır.

Çünkü beğensek de beğenmesek de buradaki iç siyaset dahil yönetim, şu anda tepki gösterilen AKP’ye aittir.

Şart olan ise bu yönetimi ele almaktır, artık.

Yoksa bu yıldan sonra belki federasyon hedefinin de askıya alınıp çok daha sıkıntılı bir sürece girileceği öngörülürse, daha da etkisizleşeceğimiz açıktır…”

İşte bu yönetimi ele alırken, ne yapmamız gerektiği yanında ne yapmamamız da önemlidir.

AKP’ye biat etmeyeceğiz. Edemeyiz…

AKP’ye sırf karşı çıkmakla da yetinmeyeceğiz. Yetinemeyiz…

ETKİN OLMAK…

Şüphesiz ki, Türkiye sadece AKP’den ibaret değildir. Ancak şu var ki, buradaki siyaset iktidar partisi ile olan diyalogsuzluk yanında, Türkiye’deki medya dahil, sivil toplum ve muhalefet partileri ile de yeterince etkin bir diyalog geliştirmiş değil.

Ve diyalog, etkileşim yaratmanın en sıradan, basit, klasik yollarından sadece biridir. Siyaset üretenlerin bunun da ötesinde politika üretmesi gerekir.

Belki, sendikaların meydanda bile kitlesel bir hareket yaratamadığını ama buna rağmen hem kendi içlerinde hem de siyasi partiler arasında dalaşmaktan öteye geçemediğini fark edip, buna son vererek bir yerden başlanabilir.

Çözüm siyaseti üretenlerin artık asgari müştereklerde buluşup güçlerini birleştirmeleri de alternatiflerden biri olabilir. Siyaset üretenler buna karar verecek.

TÜKİYE İLE RUM TARAFININ ÇIKARLARI ÖRTÜŞÜYOR

Gelelim Egemen Bağış’ın açıklamalarına;

Bu açıklamalar şüphesiz ki, haddini aşan açıklamalar. Ama unutmamak gerekir ki, cesaretini de sırf etkisizliğimizden alan açıklamalar.

Yoksa Egemen Bağış aslında KKTC’nin hukuk temelinde Türkiye’ye bağlanamayacağını biliyor. AKP’nin dahil hiçbir kabadayı politikanın buna gücü yetmeyeceğini de biliyor.

Dahası, AB işgali anlamına gelen bu açıklamaların pozisyonuyla örtüşmediğini de.

Ama bu Kasımpaşalı tavrı değiştirmek dilini törpülemek ihtiyacı hissetmiyor.

Nedeni basit.

Türkiye’nin hemen bugün AB üyeliğine ve hemen bugün çözüme ihtiyacı yok.

O yüzden özür dilemek yerine, çözüm siyaseti yürüten siyasi partileri Rumculukla suçlayarak bir başka kendini bilmez tavır takınabiliyor, Bağış.

Çünkü bir süredir, AKP’nin gözünde burada çözüm isteyenler, bağımsızlık ve iktidar talep edenler, sadece radikaller.

Kıbrıslı Türklerin acilen bir çözüme ihtiyacı var.

Çünkü çözümsüzlük koşulları devam ettiği sürece, aslında fiilen etkisini artıran Türkiye yönetimi buralarda hakimiyet kurmaya devam edecek.

Ama yapılması gereken, böylesi kendini bilmez çıkışlara sadece haddini bildirmek değildir.

Böylesi açıklamaların yapılamayacağı bir ortam yaratmak, özne olmak, yönetimi ele almaktır.

Çözümü zorlamaya devam etmek ve sadece Türkiye siyasetini değil, Kıbrıs Rum siyasetini de etkileyebilecek bir varlık yaratabilmektir.

Zira Türkiye ile Kıbrıs Rum tarafı aslında belki de çözümsüzlük koşullarında, çözümü erteleme noktasında ilk kez bu kadar çıkar birlikteliği yaşıyor.

İkisi de ihtiyaç duymuyor, çözüme… İkisi de farklı ajandalarla durumu yönetebiliyor.

O zaman bizim de artık bir özne olmak sorumluluğumuz ve zorunluluğumuz vardır.

Biat etmemek, dümen suyuna gitmemek, ilhak edilmemek için…

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31