Amcamın evini gösterip bitişiğindeki Lemanaba’nın kızı Hayriye’nin yıllar sonra memleket hasreti çekerken öldüğünü yazmıştım dünkü yazımda…

Bulgaristan göçmeni arkadaşım buna biraz duygulanmış, üzülmüştü…

Fotoğraflara bakarak anlatmaya devam ettim:

“Amcamın evinin arkasındaki göçmen evi, bizimdi.

Bitişiğimizde Datlıcı Kemal dayı yaşardı.

Oğlu Mustafa Cihangir…

Aynı sınıftaydık.

Karşımızda bir yerlerde Mustafa Çakır yaşardı…

Dün gibi hatırlarım 1974 savaşından hemen önceki gün Mustafa Çakır’ın bize söylediklerini…

“Fatmaba artık evlenip çocuk yapma zamanım geldi” demişti.

Savaştan hemen sonra esir olduğumuzda faşist Rumlar onu da vurmuşlardı.

Neyse konuyu dağıtmayayım…

Ev yıkılmış sadece betonu kaldı.

İki yatak odası, bir salon, bir de mutfağı vardı evlerin.

Standarttılar.

Dört kardeşin yattığı odaya gittim.

Durdum.

Kardeşlerim de geldiler.

Onlar da durdular.

Baktım.

Onlar da batlılar.

Sonra birbirimize baktık.

Şaşkındık.

En büyüğümüz sordu, “Be ama biz dört kardeş dört yatakla, nasıl sığdık bu odaya?”

Gerçekten nasıl sığmıştık.

Hani dört kişi bir de annemle babam…

O betonda dururken omuzlarımız değiyordu…

Ayakta bile sığamadığımız buraya, nasıl sığıyorduk.

Aklıma lisede yüksek atlamacı Arif Albayrak’ın 1974’te kurşunlardan kaçarken atladığı duvar geldi.

Bugün merdivenle bile zor geçebilirsin oradan.

Demek ki zorda kalan insan yapar.”

Ben anlatırken arkadaşım iyice kendinden geçmiş gibiydi.

O göç ettiklerinde durumlarının çok kötü olduğunu bilirdi.

O Bulgaristan’dan zorunlu kaçtıklarında başlarına neler geleceğini bilmezlerdi ve geldikleri İstanbul’da epeyce sıkıntı yaşamışlardı.

Ama ölmeyi hiç düşünmemişti.

Kurşun sesleri ile uyanmamış, elinde silah savaşmamıştı.

Birkaç cinayet işlenmişti.

Hatta Kırcaali’ye gittiğimde ilk cinayetin işlendiği meydanı göstermişlerdi bana.

İlk direniş orada başlamış. Anıtı bile var şimdi.

Fakat anlattıklarımı dinledikçe durumunun sandığı kadar kötü olmadığını anlar gibiydi.

Derken Mutallo fotoğrafları geldi karşımıza…

“Atif’ın yokuşu, Ülkü Yurdu meydanı, saha ve etrafı, mücahitler gazinosu, Vikla…”

Sanki arkadaşım Baf’ı biliyormuş gibi anlatıyordum sokaklarını Baf’ın…

“Vikla’da ektiğimiz ağaçlardan birkaçı…

Hasanağa’nın düştüğü kaya…

1974 yılında elimde silah ile beklediğim mevzi bölgesi.

Barakadan yapılmış lise…

Arkasındaki Ali Atakan’ın sayesinde çok sayıda ressamın çıktığı atölyemiz…

Ve çarpışmaların başladığı Bandabuliya… “

Yine sağ elimin başparmağı ile bandabuliya sokaklarını göstererek dedim ki…

-İşte burada başladı bu macera…

Sürecek.

Not: 2014’ün Ocak ayında Ali Atakan’ın anısına onun Baf’ta yetiştirdiği öğrencileri olarak resim sergisi açmayı planladık…

İlgilenen arkadaşlara duyurulur… 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31