Jivkof dönemi Bulgaristan’dan İstanbul’a zorunlu göç eden arkadaşım, “Aslen nerelisin?” diye sorduğu anlarda gazetelerdeki 9 Mart Cumartesi günü Omorfo’da Baf Direnişi ve direnişte şehit düşenlerin anılacağı tören haberine bakıyordum.

Sağ elimin işaret parmağı ile haberi gösterdim.

Baktı…

-EE? Diye yeniden bir şeyleri sorar gibi baktı.

-İşte burada, dedim.

Ya anlayamadı ya da dalga geçtiğimi sandı…

Anlatmak için bilgisayarımı karıştırdım.

Eskilere yerleştirdiğim fotoları açtım.

Baf dosyalarını çıkarttım…

Seçtim.

2010, o değil…

2011…

O da değil…

2009’dakilerden birinde çıktı karşıma, hem de hepsi…

Sokaklar.

Caddeler…

Evler…

Yokuşlar.

Önce babutsaları gösterdim.

-Bunlar, dedim “doğduğumda vardılar, son gittiğimde de vardırlar.

Hep oradaki duvarın üstünde yaşarlar.

Mevsimi geldiğinde işte böyle açarlar…

Bu babutsalardan iki yaprak kopartıp kuzeyde yaşadığım evin bahçesine ektim.

Tuttu…

O anda gösterdiğim fotoğraftaki babutsalarda çiçekler vardı.

Arkasında gördüğün Hacı Mehmet Baba’nın Tekkesi…

Ramazan ayında akşamüstleri onun duvarına çıkar, Mutallo’daki aşağı caminin ışıklarına bakar, yandı mı “Top atıldı” diye bağırırdım.”

O camii 1964 çarpışmalarında önce bizimkiler tarafından havaya uçurulmuştu.

Bunu söylerken arkadaşım yüzüme, anlayamadım der gibi bakıyordu…

Bense anlatmaya devam ettim…

“Biraz ileride Osmanlı’dan kalan hamamlar var.

Bu sokakta oynardık.

Bu sokakta büyümeye başlamıştık…

Ta ki olaylar başlayana kadardı buradaki hayatım.”

-Yani? Diye kaç yıl yaşadığımı sordu.

-7 yaşımdaydım o zaman. Tarih 1963’tü…

Aylardan ya Kasım’dı ya Aralık.

Pat diye topladılar bizleri, götürdüler Mutallo’ya.

Bu bizim ilk göçümüzdü.”

-Sonra…

-Sonra kiralık bir eve yerleştik. Birkaç yıl sonra da prefabrik ev yapmışlardı…

Göç edenler için oraya yerleştik.

Bitişikti evler.

Bir tarafta bir aile, bir tarata diğer aile vardı.

Affedersin öksürsen karşı taraf duyardı.

Şikâyetimiz yoktu orada. Başımız kapalı, evimiz sıcaktı. Bu fotoğrafta gördüğün prefabrik göçmen evinde Eşref Amcam otururdu, yanında Lemanaba…

Onun kızı vardı, adı Hayriye’ydi. Savaştan sonra gittiği ülkeden uzunca süre haber alamadık…

Birkaç yıl önce Facebook’ta ona rastladım. Yazıştık.

Meğer o da yeteri kadar hasretlik çekiyormuş. Tanıdığı herkesle yazışmaya başlamıştı.

Bir gün haberi geldi… Ölmüş…

Giden nice yaşlı Baflıya yavaş yavaş alışmaya başlamıştım ama bizim jenerasyona sıra geldiğini onun ölüm haberi ile anladım…

Üzüldüm.

Devamı var.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31