1492'de Avrupalılar tarafından keşfinden sonra İngiltere başta olmak üzere çeşitli ülkelerden göçmenler alıp burada yerleştirerek koloniler kurdular.

18. yüzyıl ortalarında, İngiliz kolonilerin sayısı 13'e yükseldi. 

Amerika Kıtası, insanlar için yeni olanaklar ve yeni bir hayat sağladı. 

Daha sonra, bu koloni sistemi sömürgecilik politikasına dönüştü. 

İngiliz kolonileri, Birleşik Krallık'a endüstri konusunda hizmet ediyordu. 

İngilizler kolonilerden vergi alıyordu ama oralarda yaşayanların, mecliste temsiliyeti yoktu! Koloniler zaman içinde İngiliz devletinden farklı bir kimlik geliştirmeye başladı. 

Nüfus hızla büyüyor, tarıma dayalı ekonomi gelişiyor, iş adamları ticari ataklarda bulunuyordu. 

Dinsel yapıda da farklılık vardı. 

Avrupa'dan gelenler tutucu bir protestanlık geliştirmişti.

Yönetimleri de İngilizlerden farklıydı. 

Kolonilerin her birinde (Pensilvanya dışında), iki yasama meclisi bulunuyordu. 

Kolonileri temsil eden alt meclisin üyeleri mal sahipleri tarafından seçiliyor, Krallığı temsil eden üst meclis üyeleri ise İngiliz Kralı tarafından tayin ediliyordu. 

Kolonilerde yaşayanlar aynı zamanda mahkemeler kurmuştu ve İngiliz hukuk sistemini uyguluyorlardı.

1756-1763 yılları arasında İngiltere'nin Avusturya, Fransa ve Rusya ittifakıyla yaptığı savaşlar (Yedi Yıl Savaşları), İngiliz maliyesi üzerinde ciddi bir yük oluşturmuştu. 

İngiltere malî yükünü gidermek amacıyla yeni vergiler koyması, Amerika'daki kolonilerin tepkisiyle karşılaştı. 

Koloniler yüksek vergiler ödeyip, karşılığında hiç bir şey alamamaktan rahatsızlardı. 

Bu kararı Manga Carta’da belirtilen Meclisin kararı olmadıkça halktan vergi alınamaz. 

Kuralı gereğince kabul etmediler. 

Parlamentoda, temsiliyet talep ettiler! 

Krallık bunu reddetti…  

13 koloninin temsilcisi, Philedelphia kentinde toplanarak İngiltere’ye karşı girişecekleri mücadelenin esaslarını kararlaştırdılar.

(Filadelfiya Kongresi, 1774). 

Kongre, koloni meclislerinin onayı olmadan vergi alınmamasını, ticareti engelleyen yasarlın kaldırılmasını istediler. 

Bu isteklerin kabul edilmemesi üzerine Amerikalılar, Filadelfiya’da ikinci bir kongre daha topladılar. 

4 Temmuz 1776’ da toplanan ikinci kongrede, 13 koloni, bağımsızlığını ilan ederek İngiltere ile savaşa karar verdi. 

George Washington başkomutanlığa getirildi. 

Savaşın başlarında George Washington, Thomas Jefferson tarafından kaleme alınan ve özgürlük isteklerini dile getiren Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi'ni yayınladı (4 Temmuz 1776). 

Sonradan 4 Temmuz günü ABD bağımsızlık günü olarak kabul edilmiştir.

Altı yıl süren savaş sonunda, George Washington komutasındaki koloni güçleri tarafından yenilgiye uğratılan İngiltere geri çekilmiş ve 1783 yılında Paris antlaşmasıyla 13 koloninin bağımsızlığını kabul etmiştir. 

Bağımsızlıklarını ilan eden koloniler, içişlerinde serbest eyaletlerden oluşan Amerika Birleşik Devletleri'ni kurdular (1787). 

Amerika Birleşik Devletleri, ülkeyi anayasayla yöneten bir Başkanın seçimle iş başına geldiği ilk modern demokratik cumhuriyettir. 

Bu manada Fransız Devrimi'nin de öncüsü olmuştur. 

Karl Marx bile bunu kabul eder… 

Bu sistem 18. yüzyıl dünyasında eşitlik, insan halkları, adil yargılama ve kuvvetler ayrılığı gibi kavramların gündeme gelmesini sağlamıştır.

1789'da Anayasanın tamamlanıp onaylanmasıyla Amerikan üst kimliği ve yeni bir ulus doğdu. 

Oysa bu adamlar, bağımsızlıktan önce, Britanya Adası’nda yaşayan herhangi bir İngiliz’den farksızdılar. 

İsyan etmelerinin ana gerekçesi de İngiliz Hukuku’nun temeli, Magna Carta!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31