Cumartesi günü yazıyı, “kendi yaptığınız yasalardan bağımsız, aklınıza estiği gibi davranamazsınız! Ortada, anayasaya uygun bir Siyasi Partiler Yasası ve ona uygun bir Parti Tüzüğü varsa, sizin yazdığınız; ona uyup uymadığınızı, mahkeme denetler… Uymazsanız, ortada ne hukuk kalır, ne de devlet! Çünkü vatandaşınız da sizden ilham alıp, işine gelmeyen mahkeme kararlarını uygulamamanın yolunu arar ve bulur! Dağılırsınız!” diye bitirmiştik…

Çünkü:

Varsayıldığı gibi Mezopotamya’da devlet ortaya çıktı çıkalı, “yönetenler”in; yönetiminin meşruiyetini, “yönetilenlerin” çoğunluğunun vicdanında, onlara bu hakkın verilmesi yatır.

Önceleri, şehir devletlerinde “yönetilenler”, yöneticilerin kendilerini doğaüstü güçlerden koruduklarını zanneder, onun için başeğerdiler! İlk yöneticilerin, rahipler olması bundandır! Giderek, bu anlayış dine tahvil edildi… Yönetenler, kendilerinin Allah adına bu görevi yerine getirmekle, yükümlü kılındıklarını ileri sürdüler! Onlara baş kaldırmak, Tanrı’ya isyan ile eş tutuldu! Geniş halk kitleleri, buna inandı! Ve baş eğdi. Vicdanen bu hakkı onlara teslim etti… İş geldi dayandı, Vatikan’ın Engizisyon gibi tutuculuklarına, Katolik Ahlâk çöktü! Yönetilenler, yönetenlerin Tanrı adına atanmış olduklarından, kuşkuya düştüler! Önce İngiltere’de VIII. Henry ile kiliseyi değiştirdiler! Cromwell ile kralın egemenliğini paylaştılar! Sonra, Almanya’da Martin Luther ile başka bir ahlâk geliştirmeye giriştiler: Protestan Ahlâk! Vatikan’a olan inanç yıkılınca, yönetene verilen “açık çek” de ortadan kalktı, ilginçtir ama Katolik bir ülkede, monarşi alaşağı edildi: Fransız İhtilâli!

Weber buna, “Tanrı kilisenin elinden alındı, insanların içine konuldu” der… Bu defa da insanlar, yönetenlerin “ulusal egemenlik” ve “iradeyi” temsil ettiğine inandırıldıklarından, yönetenlerin yönetme hakkını, vicdanen teslim eder oldular!

Sonuçta elbette ki siyaset/iktidar bir güç meselesidir ama o gücün kaynağında sadece top tüfek, hatta din, okul, hukuk yatmaz! Bu zihniyettir, aslolan! Gramsci Hegomonya der; Althusser Devlet’in İdeolojik Aygıtları! Weber’e dönersek, o “siyasi organizasyon’u, farklı kılan şey, güç kullanmasıdır” der ama diğer ikisi de kanıtlarlar ki “bunun için, çoğunluğun vicdanında, onun güç kullanma yetkisinin kabul edilmiş olması gerekir!”

Yönetenlerin gücü kullanma hakkını, yönetilenler vicdanen teslim etmezse, kimse kimseyi yönetemez! İster krallık olsun, ister demokrasi ve hatta isterse sosyalizm! Bu teslimiyete karşı, Althusser paralel bir ideoloji yaratmaktan bahseder! Gramsci ise bir başka hegomonya! Sivil Hegomonya! Hani bugün “Sivil Toplum Örgütü” dediğimiz şeyler! “Altından gene komünistler çıktı, tüh!” demeden önce, bir düşünün…

İnsanlar, birilerinin kendilerini yönetme hakkı bulunduğunu teslim etmese, top tüfekle bir yönetim kaç gün iktidarda kalabilir?

Peki, o “başeğme zihniyeti”nin altında yatan nedir? Devlet denilen makinanın ortaya çıkışından beri, insanların kendilerine eşit ve adil davranılacağına dair duydukları inanç! Adalet duygusu…

O yıkıldı mı, altında herkes kalır…

Bizim gibilere sorarsanız, sonunda sınıfsız bir topluma gidilecekse, yıkılsın… Ama bütün iradenin büsbütün elimizden çıkacağı bir başka düzleme gidilecekse, o gün gelesiye kalsın!

Anarşist’ler çıkıp, “adalet duygusunu yıkalım ki devlet de yıkılsın” dese, tutarlıdır! Ama “ilelebed yaşatacağım” (Roma İmparatorluğu bile yaşamadı ya, o ayrı…) diye çığrışanlar, adalet duygusunu yıkmakla meşgulse, ne denir?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31