Türkiye’nin 6 Nisan’da süresi dolacak olan Navtex’in süresini uzatacağına dair herhangibir açıklama yapmadan, Barbaros araştırma gemisini Kıbrıs’tan çekmesi, başta BM olmak üzere birçok çevrede ve Kıbrıslı Türk siyasiler arasında memnuniyet yarattı. Hatta bazı Kıbrıslı Türk siyasi parti yetkilileri müzakerelerin derhal başlaması için çağrı yaptılar. Bu arada BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Eide de Kıbrıs’a geliyor. Ancak ne var ki,  Kıbrıs’ın Kuzeyinde görüşmelerin yeniden başlayacağına dair esen olumlu hava, maalesef Güneydeki komşularımızda yoktur. Nitekim Rum Basın haberlerine göre başta Anastasiadis olmak üzere, diğer bazı Rum parti başkanları da görüşmelerin başlaması için Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Türkiye tarafından tanınmasını şart koşuyorlar. Anastasiadis yaptığı açıklamada, “Barbaros’un ayrılması olumlu adım. Geriye MEB’deki (Münhasır Ekonomik Bölge) egemenlik haklarımızın görmezden gelinmemesi kaldı” dedi. Bu arada bir soru üzerine de Eide’nin neden geleceğini bilmediğini söyledi. Müzakerelerin kaldığı yerden mi başlanacağı ile ilgili soruya ise Anastasiadis, “Prosedür başlayana kadar daha kat edilecek çok yol var. Diyaloğun başlama şartlarının oluşmasına müsaade edin” diye cevap verdi. Hadi Edek, Euroko, Yeşiller Başkanları ve Lillikas’ı anlarım. Onlar bu şekilde hatta daha gerici fikirlere sahip olabilirler. Ama Anastasiadis’e ne oluyor?  11 Şubat 2014’teki mutabakatı imzalamak için aylarca görüşüldü. Eroğlu bile Talat’ın bıraktığı yerden müzakerelere devam edeceğini kabul etti. Navtex yüzünden ara verilen müzakerelere başlamak için Bay Anastasiadis şimdi “Daha kat edilecek çok yol vardır. Diyaloğun başlama şartlarının oluşmasına müsaade edin” diyorsa, ben de yandı gülüm keten helva derim. Yani şimdi yeniden aylarca diyaloğun başlama şartlarının oluşmasını mı bekleyeceğiz?

                                         ***

Yunan Cumhurbaşkanı’nın Güney Kıbrıs’a yaptığı ziyaret sırasında verdiği mesajlarla, Rum liderlerin 1 Nisan EOKA’nın faaliyete başlama yıldönümü dolayısıyla verdikleri mesajlar, ne iki toplumun yakınlaşmasına ne de Kıbrıs Sorununun çözümüne katkı yapar nitelikteydi. Şimdi bazıları, bizim liderlikle Türkiye yetkililerinin Kıbrıs sorunu ile ilgili verdikleri demeçler ile Rumların demeçleri arasında fark var mı diye sorabilirler. Doğrudur. Hiçbir fark yoktur. Sadece hamaset vardır. Bu yüzdendir ki Kıbrıs Sorununda, çözüm yönünde bir arpa boyu yol gidilemiyor. 1974 Temmuz’unda oluşan statüko devam ettiği sürece, kaybeden başta Rumlar olmak üzere, tüm Kıbrıslılar olacaktır. Adanın doğal kaynakları ve güzellikleri müşterek çıkarlar için kullanılmak yerine, sürekli çatışma ortamı yaratacaklardır. Üstelik var olan durum devam ettiği sürece, gün gele dünya da Kıbrıs’takı bu durumu kanıksayacaktır. Bu ise adım adım Kıbrıs’ı taksime götürecektir. Annan Plânı’nda Rumlara adeta altın tepsi içinde sunulan iade edilecek bölgeler de Türk hakimiyetinde kalmaya devam edecektir. Onlar 1 Nisan’ı, bizimkiler de 1 Ağustos’u resmi tatil olarak kutladıkları sürece de, Kıbrıs Sorununda kimse çözüm beklemesin. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin canına kıyan 2 örgütün kuruluş veya faaliyete başlama günleri milli tatilse ve o günlerde genç dimağlara milliyetçilik ve de ırkçılık aşısı enjekte edilirse, kimse Kıbrıs’ta çözüm beklemesin.  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31