Heyecanları, acıları ve mutlulukları doğru dürüst  paylaşamadık bu ada da...

Tek taraflı mutluluk aradık durduk...

Huzuru “ana”larımız da buluruz sandık...

Kendimizi ayrılığın daha doğru olduğuna inandırdık...

Ya da buna inandırıldık...

Birlikte ağlayıp, birlikte gülmek yerine, nefret etmeyi tercih ettik...

Ancak herşeyi başarsak da, birbirimizden nefret etmeyi başaramadık...

Çünkü aynı kültürün insanlarıyız bizler...

Aramızdaki tek fark, onlar Rumca, biz ise Türkçe konuşuyoruz...

Sonuçta hepimiz Kıbrıslıyız...

Ve bu ada hepimizin...

Girne’den ta Baf’a kadar...

Dün tüm Kıbrıs için mutluluk verici olması gereken bir haberi takip ettik...

 “Afrodit yandı” haberi öğle saatlerinde düştü ajanslara...

Yanma ama öyle bildiğimiz  yanma değil...

Petrolün varlığını teyid eden yanma bu...

12’nci parselde gerçekleştirilen teyit sondajı çerçevesinde, ilk doğalgaz deneme üretiminin gerçekleştirildiği ve yeryüzüne çıkan doğalgazdan “ateşin yandığı” haberi geldi güneyden...

Haberi duyduğum anda ilk olarak Rumca konuşan Kıbrıslılar adına sevindim, çünkü içine düştükleri ekonomik krizden çıkmak adına bu yanan ateş onlar için bir şans olabilir...

Sonrasında ise, tüm Kıbrıslılar için sevindim...

Bu yanan ateş belki barışın ateşi olur diye...

Ancak sonra düşündüm...

Ve düşündükçe korktum...

Şu anda ABD’nin ve diğer emperyalist güçlerin bir ülkeye girebilmesini sağlayacak tek şey doğal gaz ve petrol...

Yani, bu adanın tamamen bölünmüş kalmasını mı, yoksa birleşmesini mi sağlayacak bilemiyorum...

Evet, tüm adanın ve biz Kıbrıslıların bu kaynaklara aşırı ihtiyacı var...

Güney batmış, Kuzey ise zaten hiç ayakta durumamış durumda...

Dolayısıyla, evet bu kaynaklara en az su kadar ihtiyacımız var...  

Doğrusu, sevinsem mi, üzülsem mi, tam olarak bilemedim...

Ama işin doğrusu çok heyecanlandım...

Hep birlikte tarihi bir olaya tanıklık ettik...

Ama ne yazık ki, bu tarihi olayda adanın kuzey yarısının ilgisi yok...

Oysa ne çok isterdim ülkemin menfaati doğrultusunda gerçekleşen bir şeye heyecan duymayı...

Hatta mutluluktan ağlamayı...

Kıbrıs AB’ye girdiğinde, yani  2004 yılının Mayıs ayında, Elefteria Meydanı’na yürüyüp kutlamaları izlemiştik...

Tıpkı bir yabancı, bir günahkar gibi...

Yanımda arkadaşlarım, ailem ve bazı Kıbrıslı Türkler vardı...

Lefkoşa’nın tam ortasında AB’ye giriş kutlamaları yapılıyordu ...

Ve biz bu sevince ortak değildik...

Yanımızda sevinçten ağlayanlarla birlikte gözyaşı döktük...

Ama bizim gözyaşlarımız sevinçten değil, hüzündendi...

Belkide hayalkırıklığından...

O an tek hissettiğim duygu, aldatılmak ve kulanılmaktı...

Karpaz’dan Baf’a, Omorfo’dan Leymosun’a...Bir uçtan, öbür uca aynı hissetmediğimiz herşey bizi daha da uzaklaştırıyor...

Kim bilir! Bakarsınız bu kez Afrodit’in aşkına sevinçten ağlamayı başarırız hep birlikte...

“Kıbrıs’ta barış engellenemedi” diye...

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31