Dedi ki: “Otoyolda giderken, ağaç altında oturanları gördüğümde tuhaf olurum.”

Yıllarca okumanın, dirsek çürütmenin karşılığı olmalıydı.

İnsan hayattan ne ister?

Huzur bekler.

Daha konfor.

Düzen.

İtilmeden, küçülmeden, hastalıklarla boğuşmadan yaşamı bitirmek.

Doktorlara üzülüyorum.

30 yaşına gelirler hayata atılamazlar…

Tam tahsil bitti, rahata kavuşacağım, derler nöbet başlar.

Haftada birkaç nöbet tutmalıdırlar.

Ki hizmet aksamasın.

Sonra yaş ilerler.

“Yaşamalıyım” diyemeden…

Askerde intihar eden erleri görünce o günleri anımsadım.

Üniversite, ihtisas bitmişti.

İş tutmalıydım.

Devlet veya özel, hastaneye girmeliydim.

Çevrem vardı.

O gün işe başlasam kaybım olmayacaktı.

Kağıt geldi; “Bu yıl askere geleceksin ya da Kıbrıs’a bir daha girmen zor olacak.”

Elimde kağıt beynimde bin bir düşünce ile orada kalakaldım.

Ertelemek imkansızdı.

Yaş gelmişti bölükteki yüzbaşının yaşına.

Ve yüzbaşının tahsili doktorun tahsilinden çok daha az.

Oraya gidecektim, söylemesi de zor; “teslim” olacaktım.

Teslim olmak, elin kolun bağlı, ne isterlerse yaparlar, demek.

Ve Gülseren kampı.

Barakalar vardı içerde.

Tuvalet kapıları ringo barlarının kapıları gibiydi.

Yarı kapılı tuvaletlerde iş yapmak…

Sıradaki asker eğilip içeriye bakıyordu…

Tepeden hem de…

“Hım, dolu” diyerek çekiliyor, beklemeye devam ediyordu.

Ve gece, gündüz eğitimleri.

Ot sökmeler.

Mıntıka temizlikleri.

Bir defasında başımdaki komutana, “Komutanım bu mevsimde yemyeşil otları sökmesek.  Neticede hepsi de oksijen üretiyorlar ve canlılar” demiştim de nasıl kızmıştı, “üstüne vazife olmayan işlere karışma” diyerek.

Sonra soğuk, yağmur…

 Bir de başımızda hep emir yağdıran komutanlar.

Komutan, komut yani emir vermekten gelen sıfat bu.

“Emret komutanım” demek zorundaydık.

Bunun için sabah eğitimlerinde “emret komutanım” deme çalışmaları yaptırıyorlardı.

Ne olursa olsun, itaat edeceksin.

Sesim kısılıyordu.

Doktor gittim.

Doktor Bülent Dizdarlı.

“Nodül var yüksek sesle bağırma” dedi, rapor verdi.

Komutanlardan yaşlıydık; emir almak zor geliyordu.

Mecburduk.

İki asker intiharı seçince o günleri anımsadım.

Çaresizsiniz orada.

Kimse yardıma gelemezdi.

Ve en çok özenilenler dışarıdan çörek, daşinobitta getiren sivillerdi.

“Askerlik kalksın” diyenlere saygı duyuyorum.

Ama ne yapacaksın ki ateşkesi uygun görenler bu düşüncede olamazlar…

Dedi ki: “Giderken gördüğüm ağaç altında oturanlara özenirim.”

Yaşamaya izin verilmiyor ki.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31