Bu ülkede vatandaşın mağduriyet halinde sahipsiz, muhatapsız ve de iki elinin iki böğründe çaresiz kaldığının yığınla örneğine rastlıyoruz her gün.

Yaşanmakta olan internet faciası bu örneklerin en yenilerinden biri.  ADSL sistemindeki arıza nedeniyle yüzlerce internet kullanıcısı çağımızın bu en yaygın iletişim olanağından yoksun kalınca, uğradıkları mağduriyet yetmezmiş gibi kendilerine doyurucu açıklama yapacak bir yetkiliye ulaşabilmeyi de başaramadılar.

Bu olay işte “Telekomünikasyonu özelleştirmeye ya da şirketleştirmeye kalkarsanız dünyayı başınıza yıkarız” tehditlerinin savrulduğu bir ortamda gerçekleşiyordu. Telekomünikasyonun sadık abonelerinin başına dünyanın zaten yıkılmış olduğunun yeni bir yansımasından başka nedir ki yaşanan?!... Şimdi burada vatandaşın başına dünyayı her gün yıkmakta olan diğer telekomünikasyon sorunlarına hiç girmeyim. Çünkü yerim buna yetmez.

Dünyanın boyuna başımıza yıkıldığı bu olaylar yaşandıkça, özelleştirilmesine izin verilmeyeceği en radikal ifadelerle seslendirilen bu telekomünikasyonumuzdan kaçan vatandaşlar da zaten kendi sistemlerini teker teker özelleştirmektedirler. Lefkoşa’da ADSL sisteminin çökmesinden sonra canına tak diyen yüzlerce vatandaş, çareyi özel şirketlerin sunduğu olanaklara sığınmakta buldu. Kimisi uydulu, kimisi çubuklu aygıtlar alarak internet bağlantısını sağlama yoluna gitti.

Diyeceğim o ki, özelleştirilmesi istenmeyen bir kurumun mensuplarının özelleştirmeyi dayatan koşulların gündemden kalkması için ellerinden geleni yapması ve kamuoyunu mutlu edecek hizmetleri, servisi ve diyalogu hiç eksiksiz, düzgün biçimde sunmaları gerekir. Yoksa lafla peynir gemisinin yürümeyeceği kesindir.      

ADSL faciasını yaşayanlardan ve çareyi özel şirketlerin sunduğu daha pahalı seçeneklerden birine sığınmakta bulanlardan biri de benim. O nedenle bu mağduriyet olayında vatandaşın yaşadığı çaresizliği birebir anlatabilecek durumdayım.

Önceleri, internet bağlantısının kopmasını olağan kesintilerden biri sandım. Benim için acil olan yazımı gazeteme yetiştirmekti. Belleğe yükleyip elimle götürdüm yazımı. Ama kopukluğun üzerinden saatler geçince bir olağanüstülük olduğunu anladım ve bağlı olduğum internet şirketini aradım. Telefona çıkan bayan görevli o kayıtsız tavrıyla olayın ciddiyetini hiç yansıtmadı bana. Hatta “internette bir şey yok, kendi cihazlarınızı kontrol ettirin” dedi. Bir kullanıcı hatasının söz konusu olmadığını uzman açıklamasıyla belirleyince bu kez bizzat şirketin sahibini aradım. Facianın mahiyetini işte ondan öğrendim. Durumdan ne kadar üzüntülü olduğunu her sözcüğüyle duyumsatan şirket sahibi günlerdir bu arızanın yaşandığını, çözümün bir türlü bulunamadığını ve geçen her dakikada mağdur olan müşterilerinin sayısının arttığını yana yakıla anlatıyordu.

Telekomünikasyon ADSL biriminin telefonunu aldım onlardan. Aradım. Telefona cevap veren yok. Çal telefonum çal!...

Arkasından telekomünikasyondan sorumlu bakanı cep telefonundan aradım. Daha birkaç hafta önce bir televizyon programında birlikte olduğum sayın bakan orada telekomünikasyonda çağ atlamak için neler yapıldığını ballandırarak anlatmıştı bize. Şimdi ise internet arızası karşısında çaresiz kaldıklarını, arızanın ne zaman giderileceğini bilmediğini itiraf ediyordu. İlgili daireden telefonlarımıza cevap alamadığımızı ve muhatap bulamadığımızı söylediğimde ise sayın bakan derinden “ah, ah!” çekmekle yetindi. Bir televizyon programına daha girmek üzereydi onun için daha fazla meşgul etmedim sayın bakanı. Onun televizyon programında neler söyleyeceğini hiç merak etmediğimi hissettim o anda. Çünkü lafla peynir gemisi yürütmekten başka bir şey yapmadıklarının yeni ve hazin bir örneğiyle daha karşı karşıyaydım. Laf bol ama iş yok!..

Bu gibi mağduriyetler karşısında “Alo 171” tüketici hattını arayabileceğimiz yakın geçmişte bir başka bakanımız tarafından topluma duyurulmuştu. Derdimi o telefonun kaydına aldırtmayı düşündüm mağdur bir vatandaş olarak. Birkaç kez denedim Ama konuşabilmek ne mümkün!. Karşıdaki telesekreter “Aradığınız yöndeki tüm kanallar doludur. Lütfen bir süre sonra tekrar deneyin” diyordu ısrarla.

Sorarım: Sayın bakanların mı derinden “ah ah!” çekmesi gerekir, yoksa mağduriyetlerle boğuşan vatandaşların mı? AH AH!... Binlerce kez AH AH!..           

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31