Dün Türkiye’de seçim vardı… Bu satırların yazıldığı saatlerde, kesin sonuçlar henüz belli değildi…

İlk defa seçim kazandıkları gecenin sabahında, yaptığım bir değerlendirme geldi aklıma gene: Hürriyet ve İtilâf Fırkası, İttihat ve Terakki’den 1912 seçimlerinin intikamını alıyor!

İşin temelinde yatan fikir ayrılığı, her iki parti de imparatorluğu koruyup kollama gailesinde olmakla beraber, İttihatçılar’ın merkeziyetçiliki ve ekonomiyi Türkleştirme hedefine karşın, Prens Sabahattin’in başını çektiği karşı düşünce akımının ekonomide liberalizm ve devlet düzeninde de Adem-i Merkeziyetçilik’i savunmasından ibaretti. Adını andığım seçimde çoğunluk sistemi uygulandığı için, aslında çok daha az oy almamış oldukları halde mecliste ciddi bir azınlığa düştüler ve esamileri okunmadı. İtilafçılar, zaten karşı oldukları İttihat çevresinden ve onların savaşa katılma kararından o kadar nefret ediyorlardı ki savaşın kaybedilmesinden sonra, kurtuluşu İngilizlere yaranmakta aradılar. Bu korkunç öngörüsüzlük ve oportünizm onları, “hain” durumuna düşürdü.

Bunun sonucunda, cumhuriyet döneminin bütün popüler partileri, İttihat Terakki kökenlidir. CHP zaten devamıdır… TCF, doğrudan eski ittihatçılardır… SF kurucusu Fethi Okyar, İT’nin eski genel sekreteridir.DP kurucusu Celal Bayar, ayni partinin İzmir il sekreteridir. Sonradan MHP’ye dönüşen CKMP, doğrudan Enver Paşa’cıdır. Komünist geleneğin kurucularından Ethem Nejat, Bursa il sekreteridir. Sol da sağ da ayni kaynaktan beslenmiştir.

Onun için, Türkiye’de sol ve sağ; dünyadaki örneğinde olduğu gibi sınıf esasına göre şekillenmedi. Örneğin Türkiye solu, ekonominin Türkleştirilmesi politikasına hiçbir zaman karşı çıkmadı! Sol olmak, devlet paradigmasından yana olmak, sağ olmak da dindar olmakla özdeşleştirildi. Ve hatta araya bir de fakirlik sorunsalı eklendi ve fakrü zaruret, kutsandı. Solcu olmak, kanaat etmek demekti… Zenginlik ve refahı savunmak da sağcı olmak anlamına geliyordu. Sol, bundan dolayı, her şeye karşı çıktı, çıkıyor… Pazarı birleştirecek bir araç olan karayolları ve köprülere, ulusal kültürü yaratacak olan televizyona, enerji ihtiyacını karşılayıp, üretimi geliştirecek barajlara, şehirleşmeyi doruğa taşıyacak toplu konut projelerine… Her şeye…

Bundan dolayı, Prof. İdris Küçükömer, “bizde sol sağ; sağ da soldur” demek zorunda kaldı ve dışlandı! Türk düşün dünyasının en büyük yazarı Kemal Tahir tarih yorumundan dolayı, horlandı… “ Sol ve sağ, camii ile kışla arasında taraf tutmak değildir” diyen Çetin Altan bile, liboş ilân edildi.

AKP elbette sağ bir partidir… Ama, liberal ve adem-i merkeziyetçidir… Ve sol adına ne yazık ki solun da yapması gereken işleri de onlar yapıyor! Sağlıkta, eğitimde, ülke pazarını birleştirip, dış pazarla özdeşleştirmede… Enerji üretiminde… Ve demokratik ilerlemede…

%9 büyüme hızı ve %4 enflasyonla seçime giren bir parti, tabii ki seçimi kazanır! “Benim adım Kemal”demek, yetmiyor…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31