İstanbul’da hava güneşli…

Kar beklenmesine rağmen sürpriz yapan güneş, şehirde birikmiş olan karı da eritmiş durumda. Buradan bakıldığında Türkiye’nin gündemi, Fransız Anayasa Konseyi’nin Ermeni soykırımını kabul etmeyenlerin cezalandırılmasını öngören yasa tasarısını Anayasa’ya aykırı bulup iptal etmesi.

Türkiye uluslararası siyasette etkinleştirdiği duruşunu bir kez daha bu kararla pekiştirmiş, O’nu yumuşak karnından vurmak isteyenlere karşı bir ders daha verdirmiş oluyor, böylelikle.

Zira komisyonun bu kararı, Sarkozy siyasetine de bir şaplak atılması anlamına geliyor.

 Ve AB yolunda en retçi güçlü cephelerden birine bu vesileyle bir gol atmış oluyor, Erdoğan siyaseti.

Ermeni meselesinin ne zaman ne şekilde aşılacağı ise, başka bahara kalmış. Ama propaganda siyaseti işliyor, en azından.

 Kıbrıs’tan Erdoğan siyasetine bakarken ve Kıbrıs sorununa karşı bakışı anlamaya çalışırken, sanırım Türkiye’den de Kıbrıs’a ve adadaki siyasi aktörlere bakışı da değerlendirmek gerekiyor.

CTP Genel Sekreteri bir röportajında kişisel ideolojik duruşu nedeniyle AKP’ye oy vermeyeceğini söyledi, örneğin.

Genel Sekreter her ne kadar kişisel görüşünü ortaya koyduğunu söylese de şüphesiz ki, belki de tabanın önemli bir bölümünün paylaştığı bu duygu, parti siyaseti üzerinden okunacaktır.

O yüzden bunu düşünürken, Erdoğan’ın ya da AKP siyasetinin de CTP’ye oy verip vermeyeceğini düşünmek gerekiyor.

 En azından son seçimde oyunu bu doğrultuda kullanmadığı, hükümet dönemi sürecinde oldukça kızgınlık biriktirdiği ortada. Dahası, şimdiki muhalefet duruşuyla da alkışlanmadığını teslim etmek gerekiyor.

Yani hükümet dönemi, özellikle Cemil Çiçek siyaseti üzerinden aslında statükonun bekçiliğini yapan bir siyasi parti anlayışı dile getirilirken, şimdi de AKP hükümetinin acı reçetelerine direnen, karşıt mitinglerde bayrak sallayan bir konumda CTP, AKP’nin gözünde.

Ve bu durumun AKP’nin çok da hoşuna gitmediği açık.

AB Bakanı Egemen Bağış’ın Kıta Sahanlığı Anlaşması konusunda CTP’yi nasıl fırçaladığı hala akıllardadır. Şimdi Su Anlaşması üzerine eleştiriler, özelleştirmelerle ilgili çekincelerin çok da hoş karşılanmamış olabileceğini tahmin etmek güç değil.

Ne var ki, hükümet koltuğunda oturmuş bir muhalefet partisi olarak CTP’nin çıkmazı da AKP’nin karşısında etkin bir muhalefet yapıp yapamamakla ilgili biraz. Etkin muhalefet yapamamakla eleştirildiği her yerde, aslında AKP cephesi tarafından da gereksiz tepki göstermekle suçlanıyor, CTP.

Ancak sendikalardan siyasi partilere kadar adadaki bütün iç siyasi aktörler etkinliklerini yitirirken, etkin olup, Erdoğan’ın deyimiyle, “diklenmeden dik durmak” ana zorunluluktur.

Ancak şunu belirtelim;

Ne CTP’nin ne de AKP’nin ideolojilerinin uyumlaştırılma gerekliliği vardır. Genel Sekreter’in samimiyetle ortaya koyduğu doğal olandır.

Ama yürütülen siyasetin barışıp, karşılıklı olarak birbirinden etkilenir duruma gelmesi zorunludur. Zira bugünkü durumda geçmişin ve ideolojilerin birikmiş öfkeleri belki önyargıları bir tarafta beklerken, mevcut yapının tek tarafın etkisi üzerinden şekillendiği ortadadır.

Türkiye’de çok farklı ideolojik çizgisine ve muhafazakar yapısına rağmen, AKP’nin çizdiği reformist imaj, birçok solcu ve aydının da bu siyaseti alkışlayıp, AKP’ye destek vermesini sağlamıştı.

Kıbrıs’ta da durum farklı değildi.

Sağcısı ve solcusuyla Kıbrıs’taki cesur ve çözüm destekçisi, ezberi bozan siyasetiyle AKP yürekten desteklendi.

Birbirine taban tabana zıt siyasi geleneklerine rağmen CTP ile AKP’nin de özellikle çözüm siyasetindeki uyumlu yürüyüşleri, önemli bir ilerleme yarattı.

Ne var ki, zaten çok da sağlam temellere oturtulamayan bu ilişki, Türkiye’nin çözümden elde edeceği çıkarlarla çözümsüzlüğü yönetebilme gücünün eşitlenmesi hatta ileriye taşınmasıyla çözüldü.

Özellikle AKP’nin dayatmacı üslubu ile iç siyasetteki tavrı adadaki aydın kesimin ve bütün çözüm yanlısı güçlerin de soğumasını beraberinde getirdi.

Bu durum da Türkiye’deki AKP arkasındaki aydın çekilmesiyle eş zamanlıdır ve bunun önümüzdeki dönemde nasıl şekilleneceğini zaman gösterecek.

Geçtiğimiz günlerde Economist dergisindeki bir Türkiye analizi, yeni bir anketi paylaşıyor ve buna göre bugün seçim yapılsa AKP’nin oylarının daha da artarak %54’e gerileyeceğini söylüyordu. Nitekim 3’üncü döneminde de oylarını katlayarak hala alternatifsizliğin avantajlarını kullanmaya devam ediyor, AKP.

O yüzden bundan sonra, özellikle CTP ile AKP’nin geçen hükümet döneminden beridir devam eden karşılıklı hoşnutsuzluklarını aşıp, sağlıklı bir diyalog geliştirmeleri şarttır.

Bu da en sıradan şekliyle daha fazla görüşme ve proaktif siyasetle gerçekleştirilebilir.

Bugün siyasette yönetim olgunluğuna sahip her siyasi aktörün yapması zorunlu olduğu tek seçenek budur.

Sadece CTP’nin değil, özellikle çözüm siyaseti yürüten bütün siyasi partilerin Türkiye’ye rağmen çözüm olmayacağını artık bundan sonra AKP’ye rağmen buralarda yeni bir siyaset yaratılamayacağını kabullenerek hareket etmeleri zorunludur.

Zira bugün gelinen etkisizlik durumunun aşılması ancak karşı bir etki yaratmakla mümkün olabilir ki, etki yaratmak için de bir adıma ihtiyaç vardır.

Çünkü beğensek de beğenmesek de buradaki iç siyaset dahil yönetim, şu anda tepki gösterilen AKP’ye aittir.

Şart olan ise bu yönetimi el almaktır, artık.

Yoksa bu yıldan sonra belki federasyon hedefinin de askıya alınıp çok daha sıkıntılı bir sürece girileceği öngörülürse, daha da etkisizleşeceğimiz açıktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31