Kıbrıs sorunu 3 ayda çözülebilecek bir sorunmuş.

O halde, Kıbrıs halkına kalırsa bir haftada çözülecek bir sorunun ömürlerimizi tüketerek, nesillerimizi ortadan kaldıran, Kıbrıslı yaşamı yok eden ve adalı halkın kendilerine yeni hayatlar kurabilmek uğruna adayı terk etmelerine sebep olan siyasi duruşu sergileyerek hepimize “barışı tesis etmek” adı altında bir esaret yaşatıldı.

3 ayda çözülebilecek bir sorunun bir ömürdür çözülememiş olması konusunda aldatılmış olduğumuz hissine kapılmamak elde değil.

Söylenebilecek çok az şey var:

Yıllardır sadece müzakere etmek için;

AB ve BM ile görüşmek için;

KKTC’nin dünyaya tanıtılarak yaşatılması için harcanan zaman ve bütçelerin;

Bizlerin birer birer geleceğimizden kesilen paralarla, Türkiye Cumhuriyeti’nin KKTC bütçesinin varlığı ve devamlılığı için harcadığı paraların hepsinin püf diye havaya uçtuğunu düşünmek, Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşamakta olan insanların yaşamlarını adeta bir kaosa çevirmek dışında başka hiçbir şeye yaramadığını söylemek kalıyor bizlere.

Hedefsizlik galiba Kıbrıs sorununda karşımızda duran en büyük sorun halindeydi yarım asırdır.

Kaç tane lider eskitildi Kıbrıs sorunun çözümünde…

Kaç BM Genel sekreteri bu sorunun çözümsüzlüğü ile baş edemeyip gitti…

O halde tek sözcük ile özetleyebiliriz halk adına bu durumu: Al-da-tıl-dık!

***

Bakınız G-20 zirvesinde Erdoğan ne diyor: Bu sorunu 3 ay içinde çözelim!

Bakınız Anastasiadis ne diyor: Uzlaşamadığımız bazı konularda uzlaşıya varalım ondan sonra görüşme ve yakınlaşma sürecine girelim.

Bakınız Derviş Eroğlu ne diyor: Anlaşmayı kabul ediyoruz, fakat anlaşma olması için Anavatanımız’ın ne dediği ve Tüklüğümüzün ilelebet yaşatılması çok önemli.

Yunanistan’ın veya İngiltere’nin ne dediği ise bu noktada çok da önemli değil. Dünya gündeminde değerlendirilmiyor söylenenler…

İlk defa Kıbrıslı Türk temsilcinin Yunanistan ile görüşmesi kabul edildi diye havalara uçtuk, kulaklarımıza inanmadık. Tarih boyu belki de ilk defa Yunanistan bizim temsilcimizi varsayarak bir araya gelmeyi kabul etti.

***

Kıbrıs sorunu Kıbrıslıların sorunu olmasına karşın, öte taraflar bizlerden daha çok taraf görüntüsü sergilediler. Kıbrıs’ta yaşamakta olan kişilerden, toplumlardan, halktan en çok ezilenin, dışlananın ve aldatılanın bizler olduğumuzu, Kıbrıs’ın kuzeyindeki Türkler olduğunu söylemek bu anlamda çok büyük bir yanılgı olmayacaktır.

***

Demek ki sorun aslında biz Kıbrıslıların sorunu değil. Bizlerin aksine, öyle de algılanmıyor.

Demek ki, birileri Kıbrıs ile ilgili düşünce ve planlarını uygulamaya koyabildiği anda Kıbrıs sorunu çözülecek.

Demek ki, bizlerin buradaki varlığımızın bir önemi olmadığı, aslolanın bu küçücük kara parçası olduğunu artık hep birlikte kabul edebiliyor ve bunu açıkça ifade etmekten kaçınmıyoruz.

Artık Kıbrıslıların, özellikle de Kıbrıslı Türklerin ne istediğinin çok da büyük bir önemi kalmamıştır.

Ömürlerimizden ve nesillerimizden elimizde kalan ise Kıbrıs sorunun beslediği zümreler, halkın savaştan kalan travmaları ile acıları ve yıllardır oyalanmaktan geriye kalan yıkıntı haline gelmiş köyler, kasabalar ve yaşamlarımız…

Bu yazı boyunca sergilenen karamsarlık için özür dilemek ise anlamsız!

NOT: TOCED (Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Dairesi yasa çalışmalarında sona geliniyormuş. Hadi hayırlısı. Bizlerin de söyleyecek sözü yürüyecek yolu var elbet. Yarına…)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31