Herkesin bu çorbada tuzu olsa da, hayatı bizlere zehir edenler genellikle siyasetçilerdir...

Onların bizi zehirlemesine fırsat verenler ise, onları seçenlerdir...

Hiç utanmadan seçim propagandalarında söylediklerinin aksini yapanlar, yine hiç sıkılmadan ertesi seçime hazırlanırlar...

Onlara bu cesareti verenler ise, yine onları seçmek için sandığa gidecek olanlardır…

Bu ülkenin tartışılmayan sorunu ve sorgulanmayan hiçbir yanı kalmamıştır...

Tüm bu tartışmaların ve sorgulamaların sonunda bütün yollar hep Ankara’ya çıkmıştır...

“Apoletliler” ya da “Takunyalılar” hiç fark etmez, Kıbrıslı Türklerin ne kimliklerine, ne de hassasiyetlerine Ankara tarafından hiçbir zaman saygı duyulmamıştır...

Ha! “Saygıyı hak ettik mi” diye sorarsanız, yok, hak etmedik…

Annan Planı ve sonrasında yaşanılan hayal kırıklıkları toplumun tüm umutlarını çökertmişti…

Tüm çevreleri arkasına alarak hükümeti, daha sonrasında ise cumhurbaşkanlığını eline geçiren CTP’nin koltukları nasıl bırakıp kaçtığını daha unutmadık!

Diyecektim ama nasıl unuttuğumuz ortada…

Onca yıl çözümü savunan ve “Kıbrıs’ta barış engellenemez” sözünü sloganlaştıran bir partinin sözde “iktidar” oluşundan sonra, bu toplum çok şeyler beklemişti…

Ancak beklediklerinin dörtte birini dahi görememişti…

Şimdi aynı CTP, yenilendik ve akıllandık iddiaları ile yeniden sözde “iktidara” talip oldular ve halkın onayını almayı başardılar…

Hatırlayınız! Seçim öncesinde “geçmiş hükümet dönemimizdeki en büyük hatamız, hesap sormamaktı” diyenler, bu partinin en üst mevkilerini elinde bulunduranlardı…

Ama gelin görün ki, “Lefkoşa’yı seçim temizler” sloganı bile havada kaldı…

Ve Lefkoşa’nın ne sokakları, ne de belediyesini hortumlayanları CTP tarafından temizlenemedi…

Herhalde CTP’nin gelecek sene yerel seçimlerde ki sloganı, “Allah isterse Lefkoşa’yı seçim temizler” olacaktır…

Çünkü LTB’nin ve çalışanların işi gerçekten Allaha kalmıştır…

Gelelim Hükümete!

Seçim öncesi meydanı boş bulan herkes bol keseden sallamış…

Ama Ankara’nın karşısına çıkınca bayağı bir sallanmış…

Hani Doğuş Derya, Hüseyin Özgürgün’e, “ne deliganlısınız yahu öyle” demişti ya!

Bence bunu birde kendi parti meclisinde söylemeli…

Ki bunu söyleme cesaretinin onda olduğunu biliyorum…

Geçici hükümet döneminde Sibel Hanım’ın elçiye gönderdiği mektubu nasıl sakladığını hatırlarsınız…

Kendi kabinesinde bulunan bakan arkadaşlarının bile bu mektuptan haberleri yoktu…

Şimdi aynısını Özkan Bey yaptı ve Ankara’ya yolladığı taahhüt mektubunu toplumundan sakladı…

Demek ki bu CTP’nin kendisine has bir politikasıdır…

Bu da bizlerde 2003 – 2009 yılları arasında Ankara’ya gönderilen mektupların sayısının ne kadar olduğu merakını uyandırmıştır…

Ve tüm bu gizli saklı işlerden sonra Beşir Atalay’ın emri ile gidilen “ilahiyat koleji” açılışı ve Özkan Bey’in orada yaptığı konuşma…

Şimdi sizleri soruyorum! Bu hükümetin, aylarca “yedi buçuk, sekiz” diye alay ettikleri İrsen Küçük’ten ve partisinden tek farkları, Beşir Bey’e, “yedi buçuk, sekiz” dememeleri mi?

Cumartesi günü yazımın sonunda, bugün ise üst satırlarında, CTP’nin yeni süreçte sloganlarını nasıl yenileceğinin tüyolarını verdim…

“Allah isterse Kıbrıs’ta barış engellenemez”…

“Allah isterse Lefkoşa’yı seçim temizler”…

“Allah’a inanan 1parti var”…

Ve dahası…

Yeni trend bu…

“Afrika Gazetesi“ geçtiğimiz gün en popüler olan sloganı, yani “Allah be annem” sloganını manşetinden verdi…

Böylelikle “yes be annem” de tarihe karışmış oldu…

Ama tüm bu yaşanılanlardan sonra benim aklıma hala Beşir Bey’in neden Eroğlu’nu ziyaret etmediği takıldı…

Yoksa bu Beşir Atalay New York’un, pardon “Silihtar”ın yolunu bilmiyor mu?    

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31