Kupamanduka, binlerce yıl önce yazılmış, ama bugün de hala çok kullanılan Sanskrtiçe bir hikaye.

“Kupa” Sanskritçede kuyu anlamına geliyor.

“Manduka” da kurbağa demek.

Bir kuyuda doğup büyüyen ve bütün ömrünü o kuyuda geçiren bir kuyu kurbağasının hikayesi, yani Kupamanduka.

Ne kadar meraklı olursa olsun, dünya görüşü de içinde doğup, yaşadığı kuyunun duvarlarıyla sınırlı.

İşte işin sırrı da kuyunun duvarlarının sınırını keşfedip, Kupamanduka olmamakta sanırım.

Gazeteci Osman Ulagay, “AKP Gerçeği ve Laik Darbe Fiyaskosu” adlı kitabında, Türkiye’nin 2002’den günümüze kadar olan yakın siyasi tarihine ilişkin çok güzel bir analiz yaparken kullanıyor, Kupamanduka örneğini.

Aslında yazar, 22 Temmuz 2007 seçimlerine odaklanıp, AKP’nin başarısını, Türkiye’nin muhalefetini seriyor gözler önüne.

Henüz okumamışsanız mutlaka okuyun.

Bir film şeridi gibi yaşananlar gözünüzün önünden geçerken, aslında Kıbrıs’ın Kuzeyi’nin de küçük Türkiye olduğu gerçeği ile bir kez daha yüzleşeceksiniz.

Ulagay’ın analizini temellendirdiği nokta, Türkiye’nin AKP’yi aşamaması ve alternatif siyaset yaratılamaması üzerinden gelişiyor.

Yazar, Türkiye’de bir taraftan laiklik elden gidiyor naraları atılırken, bir taraftan da zaten varlığını yok eden sol siyaset ve muhalefetin ayakları yere basan ve dünyayı anlayan bir siyaset geliştirememesini eleştiriyor.

Bir taraftan, alternatif olmaya çalışarak aslında bir darbe çığırtkanlığını meşrulaştırmanın ötesine geçemeyen, istikrarsızlık üzerine oynarken kendini yok eden miadı dolmuş bir siyaseti anlatıyor.

Diğer taraftan da dünyayı algılayıp gelişen küresel ekonomik dengeler arasında yer alma hedefiyle ekonomi başta olmak üzere elde edilen başarılarla tahtını güçlendiren yeni bir siyaseti tarif ediyor.

Sistemin dışından gelmiş ve sistemin bütününde kısa sürede iktidar olmayı başarmış azimli bir siyaseti anlatıyor.

Bunları düşünürken ister istemez bizdeki duruma takılıyor aklım.

Alternatif yaratamamanın acizliğinin getirdiği duruma bakıyorum.

Ve işte tam da burada, yazarın Kupamanduka örneğinin bize ne kadar uyduğunu görüyorum.

En sıradan konularda bile iradesiz ve etkisiz bir yapı içindeyiz.

Ve hala sistemin içinde devinmeye devam ediyoruz.

2012 kritik bir eşik olacak.

Türk tarafı bir süredir, temcit pilavı gibi Rum tarafını suçlayarak müzakerelerin devam edemeyeceğini defalarca tekrarladı.

Cumhurbaşkanı’nın, temsilcisi Kudret Özersay’ın, 1 Temmuz’a kadar çözüm olmaması durumunda federasyon temelli çözümün sonu olacağına dair karşı tarafı da işaret eden durum analizleri, şüphesiz ki bilinçsiz değil.

Doğrudan Türk Dışişleri’nin yönlendirmesi ve cesaretlendirmesiyle yeni duruma ayak uydurup, minarenin kılıfını hazırlamak çabası.

Yoksa Temmuz’a kadar çözüm olmayacağı açık.

Ama Kıbrıs sorununun bir çözüme ihtiyacı olduğu ve bunun da federasyon temelinde olacağı da tescillenmiş durumda.

Ancak uzun bir süredir açıkça ifade edildiği ve pratikte de uygulandığı üzere, Türkiye siyaseti Kıbrıs’ta çözümsüzlük şartlarına hazırlanıyor. Çözümsüzlük şartlarını iyi yönetmek için uzun zamandır uğraşıyor.

Ne kadar iyi yönetirse istediği şekilde bir çözümün de şartlarını o kadar belirleyebileceğini biliyor çünkü.

Ne var ki, bir çözüm halinde normal dünya koşullarında zorlanma olasılığı yüksek siyasi kültürümüz, bu yeni durumda da çözümsüzlük şartlarına yeterince hazır değil.

Bu hazırlıksızlıkla boş bıraktığı meydan ise, zaman kaybetmeden yine bizzat Türkiye’nin bütün kurumlarıyla kendisi tarafından dolduruluyor.

Kıbrıs’ta çözüm siyaseti yürüten bütün güçler, aslında Türk tarafının müzakere masasında yeterince samimi olmadığını söylüyor, resmi açıklamaların aksine.

Ne var ki, bugüne kadar son derece kısık sesle yapılan eleştiriler artık masa dağılma aşamasındayken sonucu değiştirmiyor.

Referandumun ardından iç siyasete ve sistemin kendine yönelik kavgalara odaklanan çözüm siyaseti, çözüm hedefini aslında uzun süre önce yitirdi.

Zira siyasetler temenni dile getirmekle oluşturulmuyor.

Aslında baştan aşağı değişmesi gereken sistemin kendisine dair tek satır adım atmayan bütün siyasi ve sivil güçler, kendi iç çekişmelerinde varlık olmayı ve çözümü hatırlamayı unuttular.

Şimdi tablo ortada.

Yakında donacak çözüm sürecini ayrılık noktasına taşıyacak bir siyasete karşı çözüm güçlerinin elinde ne var?

Her geçen gün onur ve varlığını etkisizleştiren yönetime karşı ne yapacak?

Bugüne kadar yapılan bütün grev ve eylemlerin tablosu da ortada.

Fazla geriye gitmeye de gerek yok. Özerklik sözü alarak kaldırılan elektrik grevi, geniş bir birliktelik oluşturulamayacağını bir kez daha gözler önüne sererken, özelleştirmenin de bir hedef olduğunu ve hala canlı şekilde her kurumun karşısında olacağının ortaya koydu.

Yarın bir başka usulsüz özelleştirme ya da icraat karşısında ne yapılacak, peki?

Devlete ait 200 dönüm birilerine peşkeş çekilirken, dini istismar eder noktada adımlar atılırken ne yapılıyor?

Türkiye’de siyaset AKP’nin başarı ve başarısızlıkları karşısında henüz bir alternatif yaratacak güce erişemedi.

Ortamı AKP kadar başarılı okuyup AKP kadar yenilikçi ve atak davranamadı.

Geçmişin özlemleri ve melankolisi altında kendi başına söylenmeye devam ediyor.

Bizdeki durum ise belki biraz daha zor.

Kupamandukaları iyi izleyip, Kupamanduka olmamayı başarabilmeliyiz.


Kaynak: Yenidüzen Gazetesi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31