Kimi eleştirsek, ya bize kızıyor ya da güceniyor…

Varsın gücensinler ama aynı ölçüde de yazdıklarımızı dikkate alsınlar istiyoruz…

Ancak hiç öyle bir niyetleri yok…

Nerden mi anladım?

Tabii ki, hala bodoslama duvara çarpmalarından…

Geçtiğimiz hafta sendikalar için “ böyle devam ederseniz toplumun alay konusu olacaksınız” diye yazmıştım…

Ve bu yazdığımın üstünden daha bir hafta geçmeden beni haklı çıkardılar…

Şu anda toplumun ve köşe yazarlarının alay konusu oldular…

Hasan Hastürer, “sünnet töreninde bile daha fazla araç olur” diye yazarak eleştirisini ortaya koydu…

Değerli büyüğüm Hasan Hastürer geçtiğimiz akşamki eylemi verdiği bu çarpıcı örnekle çok güzel özetlemiş…

Düşününüz, 59 örgüt eyleme destek veriyor ve eyleme katılan araç sayısı 60’ı geçmiyor…

Bu da demek oluyor ki, 59 örgüt başkanı kitlelerini bırakınız, en yakınlarını dahi eyleme getirmemişler…

Ya da getirememişler…

Dolayısıyla bu eylem hükümete tepki eyleme olarak duyurulsa da, günün sonunda destek eylemine dönüşmüş oldu…

Hükümet elektriğe %30’a varan zam yapıyor ancak 60 bin kişilik Lefkoşa’dan eyleme katılan araç sayısı sadece 60…

Yani her araçta tek kişi olduğunu düşünürsek, Lefkoşa’da yaşayan her bin kişiden sadece bir tanesi eyleme katılma ihtiyacı duymuş…

Bu durumda hükümet neden geri adım atsın ki?

Ben olsam yapılan zammın üzerine bir %10’luk zam daha eklerim…

Hatta bu 59 örgüt ile görüşüp eylemlerini devamlı hale getirmelerini talep ederim…

Böylece toplumun genelinin hükümetin icraatlarından memnun olduklarının resmini ülke geneline haftada bir göstermiş olurum…

Eylem bitti ama ne yazık ki ders çıkaranlar olmadı…

Hala daha “yaptığımız eylem başarılı olmuştur” diyenler var…

Kendilerini eleştirenler ise, “eleştiriyi bırakıp gelin bizimle meydanlara ininiz, inmiyorsanız konuşmayınız” diye tepki koyuyorlar…

2011 yılı öncesine kadar bu istek ve tepki yerindeydi…

Ancak 2011 yılının 28 Ocak ve 2 Mart tarihlerinde gerçekleştirilen mitingler sonrası bu istek ve tepki yersizdir…

Hatırlayınız, “gelmiş geçmiş en kötü ve beceriksiz hükümet” yakıştırılması yapılan UBP hükümetteydi…

Ve sendikaların iddialarına göre 60 binlerde sokakta…

Peki, ne oldu?

Koskoca bir hiç…

Binlerce insan hükümetin istifasını o gün almak için meydanlara indiler ama iki sendikacının konuşmasını ve sonrasında Arda Gündüz’ün o güzel sesinden devrim şarkılarını dinleyip evlerine döndüler…

Ve daha sonrasında ise sendikal platformun çöküşüne tanıklık ettiler…

Şimdi kalkıp, “hade” demekle bu işler olmaz…

Bu toplum artık her “hade” diyenin arkasından koşmaz…

Tamam, Kıbrıslı Türkler oldukça saftır ve kandırılmaya hazırdır ancak bir yere kadar…

Ortaya net bir şeyler koymanız lazım…

Çözüm yoları üretip, çıkış yollarını açmanız gerekli…

Eski kafalar ile değil, yeni beyinlerle hareket edilmeli…

Kısacası hükümetlerin işine geleni değil, gelmeyeni yapmalı…

Mesela Merter dostumun seçim sloganı, “Ankara için en kötüsü” idi…

Sizler Ankara’dan korkuyorsanız, “hükümet için en kötüsü” deyiniz…

Ha “hükümette bizim parti varsa ben bunu demem” diyorsanız, o zaman “toplum için en kötüsü” deyiniz…

Böylece toplumda sizlerin ne yapmaya çalıştığınızı daha rahat anlayabilir…

Ve kimlere güvenip meydanlara dökülebileceğine daha kolay karar verebilir…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31