Dün Annan Plânı Referandumu’nun dokuzuncu yıl dönümü idi… Hani Kıbrıslı Türkler’in %65 Evet, Kıbrıslı Rumlar’ın ise %75 Hayır oyu verdikleri, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Çözüm Plânı!

İşin doğrusu, benim de pek beğenip, “evet” oyu verilmesini sağlamak üzere, televizyon televizyon gezip, konuştuğum ama şimdi o gün bu mesele çözülse idi şimdi Güney’deki ekonomik batıştan paymıza ne düşeceğini pek de kestirmediğimi itiraf etmek zorunda kaldığım bu plân; elbette ki mükemmel değildi! Ama o zaman Rum dostlarıma da söylediğim gibi: “It was a step forword!”

Elimde her aşamasının, altı çizilmekten örselenmiş metinleri var!

Hiç onlara dönecek değilim… Çünkü bugün herkes, o gün “evet” denilse idi, şimdi neler değişmiş olacaktı, biliyor! Eskiler, bu durumlarda, “geçmiş ola” derler… Geriye dönmeyelim! Ancak, bugünlerde Alexandr Downer, gene mekik diplomasisine başladı… Sonbahara doğru, görüşmelerin tekrar başlayacağı lâfları ediliyor… Belki de yılbaşına doğru gene ortaya bir başka plân çıkar… O bakımdan öncelikle güneydeki “Hayır”ın ne anlama geldiğini ve nasıl bir “evet” yanıtı alınabileceğini daha şimdiden irdelemek lâzım!

Dokuz yıl öncenin “Hayır”ını açıklarken, bazı kesimler, Rum komşularımızın ulaştıkları yüksek refah seviyesini, bizimle paylaşmak istemediklerinden o yanıtı verdiğini ileri sürmektedirler! Kıbrıs Sorunu, tarihi boyunca, hiçbir zaman rasyonel, akla dayalı bir sorun olmamıştır ki böyle “akılcı” bir cevapla %75 ret oyunu açıklayabilelim, bence… Bu olsa olsa çok küçük bir “okumuşlar” grubunun gerekçesi olabilirdi, bana kalırsa…

O “hayır”ın anlamını çözmek için, çok daha eski meseleleri açıp hatırlatmakta fayda var! Yoksa Burgenstock’taki son görüşmede, kendisine oylarının ne olacağını soran M.Ali Talât’a Hristofyas’ın verdiği “Deli misin? Tabii ki evet diyeceğiz!” yanıtını da anlayamayız, Merkez Komitesi’nden “evet” kararı çıkan AKEL’in oyunun, Politbüro’da nasıl ve neden “Hayır”a döndüğünü de çözümleyemeyiz! Ki DİSİ evet dediğine göre, AKEL MK’sinin kararı uygulansaydı, bugün bambaşka şeyler konuşuyor olurduk!

Kaldı ki Kıbrıs Türk tarafı, bilindiği gibi Gali Fikirler dizisini kabul etmeye çok yaklaşmıştı… Cuellar Belgesi, mecliste oy birliği ile kabul edilmişti… Annan Planı da referandumda, bizzat halk tarafından kabul edildi… Hepsini de reddeden, ne yazık ki komşularımızdır… Neden?

Hep bilinir ki Glafkos Kliridis, 1974’te Makarios’un yerine vekâlet ederken, coğrafi federasyonu kabul etmek eğilimindeydi. Hem Kliridis ve hem de zamanın Yunan hükümeti, Makarios’un muhalefetini göğüsleyemeyeceklerini bildiklerinden, 2. Cenevre Konferansı’nda ayak sürümüşler ve ikinci bir harekât yapmak zorunluluğu doğmasına sebep olmuşlardır. O zamanlar Makarios önce uzaktan, sonra da Lefkoşa’ya geri dönüp görevini devraldığı zaman, başkanlık koltuğundan, iki önemli saptama yapmıştır: Bunlardan birincisi, “ Bizim rızamızla adanın %20’si Türkler’in kontrolüne verileceğine, bırakın bizim rızamız hilafına %40’ını ellerinde tutsunlar!” sözleridir ki uzun vadede Türkiye’nin zayıf düştüğü bir ortamda, meseleyi kendi tezlerine uygun bir biçimde “çözmeyi” ifade eder… İkincisi ise bu tezin doğrudan dile getirilmesidir: “Uzun vadeli mücadele”! Ne için? Kendi tezlerinin mutlak galebe çalması için uygun konjonktürü beklemek üzere…

Bu, romantik bir dindar Helen milliyetçisinin, ham hayalidir! Çünkü dünyanın şartları hergün değişir ve sizin yüz sene evvel ortaya koyduğunuz bir strateji on yıla varmadan çöker ama dedik ya bu mesele zaten “irrasyonel”! Akla aykırı…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31