Türkiye başbakanı sayın Tayyip Erdoğan’ın Arap Baharı turu, son yüzyıldır aralarındaki muhabbetin husumete dönüştüğü Türkler ve Araplar arasındaki ilişkiyi, yeni bir boyuta doğru geliştiriyor.

Oysa 10.yy’da Türkler Mavareünnehir’den çıktığı anda, Selçuklu hanedanının atası Tuğrul Bey, Bağdat’a girip, Abbasi Halifesinin kızı ile evlenmiş ve Türkler o günden itibaren, İslâm dünyasının koruyucusu olmuşlardı!

Araplar, Türkler’e ne derlerdi bilmem ama Osmanlı ağzında bile Arapların adı, “Mümtaz millet” idi… Peygamberin milleti, seçkin millet…

Aradaki muhabbetin husumete dönüşmesi, 1.Dünya Savaşı’nda, öncelikle Lübnan ve Suriye’deki çoğu Hristiyan olan bazı Arap aydınlarının, İngiltere ve Fransa’nın kendilerine savaştan sonra bağımsızlık verileceği vaadlerine inanarak, soyut bir Arap Milliyetçiliği peşine düşmelerinden sonradır!

Savaş esnasında, Kafkasya ve hatta Galiçya’da bile Osmanlı ordusunda savaşan Arap Taburları olduğunu hatırlıyor muyuz?

Bin yıllık iyi ilişkilerden sonra bu bağımsızlık sevdasını “ihanet” olarak algılayan Arabistan Valisi Cemal Paşa, Suriye ve Lübnan’da öyle bir terör estirdi ki nerede ise iki millet arasına, “kan davası” girdi

 Bu yetmedi, İngilizler, Mekke Şerifi Hüseyin’e, Arapça konuşan bütün halkların da mensubu bulunacağı, Arabistan Krallığı’nı teklif ettiler!

Cezayir’den Irak’a kadar bir Arap devleti hülyası ile, o esnada osmanlılar’la da iyi ilişkilerini sürdüren Şerif de isyan etti ve Mısır’dan gelen İngiliz birlikleri ile birleşerek, savaşın başında Suveyş Kanalı’nda bulunan Osmanlı sınırını, Adana’ya kadar sürdü! Medine’de sarılmış bir Osmanlı birliği, savaşın sonuna kadar direndi ama Kudüs gitti, bizim Şam-ı Şerif dediğimiz Şam gitti…

Bütün Filistin, Suriye, Lübnan, Irak hepsi gitti…

Ve ne kadar gariptir ki Osmanlı ordusu buraları boşaltırken, ordunun kurmay başkanı ve sonra da komutanı kimdi biliyor musunuz?

Mustafa Kemal Paşa!

Yanında da Miralay İsmet Bey…

Özellikle Mustafa Kemal Paşa’nın, 1912’lerde İttihat ve Terakki içinde, Fedai-i Zabitan Grubu’nda, kelleyi birlikte ortaya koyduğu Aziz El Mısri, Arap milliyetçisi olup, Mısır’a Savunma Bakanı oldu…

Nuri Sait Paşa, Irak başbakanı…

Şeyh Sunusi, Libya Kralı…

Suriye’nin başına geçenlerin tümü, Galatasaray Lisesi mezunları idiler…

İngilizler, Mekke Şerifi’ni kral yapmadılar…

Homojen bir Arap devleti de kurmadılar.

Bunun yerine Arabistan’ı cetvelle on parçaya bölüp, iki oğlundan birini Irak, ötekini de kendi icat ettikleri Ürdün diye bir ülkeye kral yaptılar!

Kendisini de Kıbrıs’a sürgün ettiler…

İhaneti kendinin de işine yaramadı böylelikle…

Ama düşünün ki Türk milliyetçiliğinin banisi olan Mustafa emal için Arap “ihaneti”, bırakın İngilizlerle bir olup kendi yönettiği orduya saldıran Bedevileri, kişisel dostluklarına da ihanet edilen, özel bir mesele idi de…

Kuruluşundan beri, Orta Doğu’yu “yok” farzeden TC dış politikasının başlangıcı, burasıdır…

Düşünün ki İsrail Projesi, Osmanlı döneminde de dile getirilmiş ama kesinlikle reddedilmiştir! Belki de İsrail’i ilk tanıyan ülke olmak meselesi, “Alın size bağımsızlık, daha da beter olun…” gibi bir reaksiyondur…

Yarın devam edelim…  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31