Denktaş’ın ölümünün ardından hiç bitmeyecekmiş gibi duran bütün o programlar, mesajlar ve sayfalar dolusu anlatılanlar arasında beni en çok Birleşmiş Milletleri’nin mesajı etkiledi.

Genel Sekreter Ban, “tarihi bir liderdi” diyerek, üzüntülerini paylaştı, Denktaş’ın ardından.

Beş Genel Sekreter görmüş, defalarca müzakere masasına oturmuş ve defalarca aslında BM’nin prestijini harcama pahasına, en kritik belgeler ve planlarda direnmesine rağmen.

“Bu kez oldu” denen her kritik dönemeçte, BM ve dünya heyecanlanırken, ortaya konulan çözüm planlarının karşısında duran taraflardandı, Denktaş.

Ama duruşunu inancının aksine hiç çevirmedi.

Gücü ve karizmasıyla önemli bir saygı ve itibar kazandı.

Koltuk için döneme ya da şartlara ayak uydurmak yerine, en başından en son ana kadar hep kendi gibi kaldı.

İstikrarlı…

İnançlı…

Ve kararlı….

Bütün dünya karşısındayken de yanında alkış tutarken de aynı şeyi söyledi.

Beni en çok etkileyen bu özelliği Denktaş’ın.

Yarın ne söyleyeceğini bilebilmek.

Karşıtlarının ve yandaşlarının birlikte saygı duydukları ancak liderlerdir.

Ve Denktaş bu küçücük adada, çok görmediğimiz ve belki göremeyeceğimiz gerçek bir liderlik örneği sergiledi.

Önce iktidar olan, ardından on yıllar boyu oturduğu koltuğunu bırakmasına rağmen, lider kalan bir siyasetçiydi.

Zeki bir stratejistti.

Bu ülkede siyaset Denktaş karşıtlığı ve yandaşlığından temel aldı. Adından yaratılan ideoloji etrafında şekillendi.

O’nu çok seven de O’na çok kızan da var.

Ama bugün herkes ortak bir duyguda buluşabiliyor ve görüşü ne olursa olsun O’na saygı duyabiliyorsa, bu bir insanın, bir siyasetçinin, kazanabileceği en önemli zenginliktir.

Denktaş’ı ilk olarak, feryat figan ağlayan büyük annemin dizlerinin dibine çökmüş ve ellerini avuçlarının içine alarak, “anacığım ağlama… Sen gurur duy mutlu ol ki böyle bir evlat yetiştirdin” sözleriyle hatırlıyorum.

Hayatımın en ani ve trajik ölüm gününde…

O gün ölüm gerçekliğiyle ilk kez yüzleşmiş, çocuk aklımla Denktaş da geldiğine göre O’nun bir daha gelmeyeceğini anlamıştım… Sözlerinin anlamını ise yıllar sonra kavradım.

Ne kadar çok seversen sev birileriyle hayata çok farklı yerlerden bakılabileceğini o zaman farkettim.

Mesleğe başladığım ilk yıl, 2000 seçimleri arifesinde radyoya konuk olarak geldiğinde çektiği fotoğrafı da sonrasında küçük bir notla göndermişti.

Albümlerde kalan bizzat O’nun çektiği en az birkaç farklı dönemden birkaç fotoğraf var.

Kim bilir daha ne kadar çok kişinin albümünde Denktaş’ın bizzat çektiği fotoğrafı vardır.

Ve daha birçok kişinin doğrudan paylaştığı kişisel anısı.

Hayatım, Denktaş’a karşı olanlar ve yakınında duranlar arasında geçti. Tıpkı yıllarca bu küçücük toplumdaki siyasetin O’nun karşıtlığı ve yandaşlığı üzerinden şekillendiği gibi.

Bir tarafta kin ve öfke dolu nice kapatılamamış hesap, bir tarafta da yere göre sığdırılamayan bir hayranlık.

Ama ne olursa olsun hep bir saygı.

Zekasına, karizmasına, duruşuna.

Bundan birkaç yıl önce röportaj için çalışma ofisinde buluşmuştuk. Denktaş bir gazeteci için zor bir adamdı. Söylemek istemediği hiçbir şeyi ağzından almak kolay değildi.

Hayatı boyu uyguladığı stratejik yeteneğini karşılıklı konuşurken de doğrudan hissettirirdi.

Sanki hangi sözün başlık olacağını, hangi cümlenin öne çıkarılacağını daha konuşurken hesaplardı.

Bir gazeteci için her döneminde heyecan duyulacak bir röportaj öznesiydi.

Uzun uzun konuştuktan sonra ofis etrafında farklı mekanlarda fotoğraflar çektik. Aniden esprili bir şekilde uzanıp yanağımdan öptü beni. Bu ani ve beklenmedik hamle karşısında Sevgili Özmen (Yılancılar) deklanşöre basmaya çalışsa da anı yakalayamadı.

Gülerek “ne biçim fotoğrafçısın sen. Ama bende sana yakalanacak göz var mı” deyip kahkahayı bastı.

Özmen ile benim o ana güldüğümüz bir fotoğraf da yine O’nun makinesindeydi.

Denktaş ile birlikte bir dönem de fiilen sona erdi.

60’a yakın parti kurmuş, partiler arası transfer yarışlarının alıp başını gittiği bu siyasi alışkanlıklarda Denktaş’ın karşı olsak da siyasi duruşu büyük bir erdemdi.

Türkiye’deki yeni iktidar döneminde bütün ayrılıklara rağmen, zaman zaman kendisine dair diplomatik sınırlar aşılsa da o diplomatik dilinden ve saygısından ödün vermedi.

Artık etkileyemediği kavşakta da biat etmek yerine aday olmamayı seçti.

Dahası kolay kolay bir insanın direnemeyeceği çok zor bir hastalık dönemi geçirdi.

Bir köşesinden tuttuğum için güçlü olmanın ne kadar kolay ve ne kadar zor olduğunu anlayabiliyorum. Tekerlekli sandalyeden el sallamanın ve her şeye rağmen direnmenin.

Denktaş sadece bu toprakların liderliğini değil hayatının da liderliğini yürüttü.

Yaşadıklarının yarısını yaşayanların dayanamayacağı yerde, dik durarak yine inanç ve direncini ortaya koydu.

Hayatının merkezine inandığı siyaseti alan Denktaş’ın ardından şimdi, en güzel zamanlarında yalnızlığı yaşayan bir eş ve babalarını hep paylaşmak zorunda kalan üç çocuk ağlıyor.

Ama kim bilir belki de Serdar Denktaş’ın dediği gibi, “O şimdi biraz dinleniyor.”


Kaynak: Yenidüzen Gazetesi

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31