Ülkesi dışında yaşayan ve hasret çekenlerin buluşmalarından yazıyordum.

Yazım bitmedi henüz.

Yazılacak çok şeyler daha var hasrete, özleme, memlekete dair

Ancak duydum; Arif Hoca’yı kaybettik.

Üzüldüm.

Ve bugün Arif Hoca’yı yazmak istedim.

Fakat ne yazmam gerektiğini bilemedim.

Herkes Arif Hoca’nın sözlerine atıfta bulunacak.

Yazdıklarını, kişiliğini ve adamlığını öne çıkartacak.

Bense ne yazacağımı bilemedim.

Ölenin ardından üzüntülerini bildirmek; gidenin arkasından mekanın cennet olsun diye abuk dileklerde bulunmak.

Şiir yazmak gibidir yitenin arkasından duygularını yazmak.

Üzüntünü paylaşmaktır.

Rahatlamaktır bir bakıma.

Tanımazdım Arif Hoca’yı…

Yeniden siyasete bulaşmadan yazılarından haberim bile yoktu.

Derneğe (KIBES) düzenli gitmeye başladıktan sonra arkadaşların, “Bugün Arif Hoca’nın yazısında…” diye başlayan konuşmalarıyla tanıştım onun yazılarıyla.

Sonra Afrika’da yazmaya başlayınca onu düzenli okudum.

Onun sayesinde Kıbrıs’ın bilinmeyen yönlerine yelken açtım.

O bir bakıma önderlik etti bana da Kıbrıslıyım diyen herkese ettiği gibi.

Kâh TMT yıllarından, kâh bahçesindeki otlardan yazdı.

Sonbahardan, kıştan, yazdan ve kendi hastalığından…

Çok şeylerle doldurdu sayfasını.

Ama hepsinde de Kıbrıs vardı.

O, Kıbrıs’a dair ne varsa, oydu.

 İlk olarak, Kıbrıs’a geldiğim bir tarihte Afrika’da Şener Levent ile kahve içip, sohbet ederken tanıdım onu.

“Merhaba” dedim tanıştık.

Birkaç kere daha böyle ayaküstü sohbet ettik.

Son gördüğümde morali bozuktu.

İçeri girmesi ile çıkması bir olmuştu.

Sanki söylemediği bir sıkıntısı var gibiydi…

Dün akşam televizyonda öldü, kaybettik, hayatını kaybetti gibi alt yazıları görünce beklediğim haber olmasına rağmen deyim yerindeyse yıkıldım.

Yapacak başka bir şey de yoktu zaten.

Gazeteyi aradım.

Hepimiz için baş sağlığı diledim.

Sevdiğimizi, büyüğümüzü kaybettik.

Sanırım yanımızda olmasa da bir limandı bize.

Gitti.

Giderken yaşamında öğrettiklerinin yanına bir şey daha kattı.

Cenazeleri kaldıracak yeteri kadar cami ve görevli yok bahanesine sığınarak ülkemizi camilerle dolduranlara karşıydı bu öğreti.

Hoca vasiyeti gereği duasız gömüldü.

Demek ki cami olmasa da oluyormuş hoca.

Gidenin ardından yolun açık olsun demedim hiçbir zaman.

Mekânın cennet olsun gibi laflara da gerek duymadım.

Ama geç tanıdığım Arif Hoca’nın erken gidişine üzüldüm.

Söyleyecek söz bulamadım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31