Sadece  “akıl yolu birdir” demek yetmez.   Kıbrıs sorununa Türk halkının adadaki özgürlük ve egemenlik hakkı  açısından bakarken,  o aklı “politikaya”  irca etmek gerekir ki bir işe yarasın!

Nitekim sabahın köründe her günkü gibi kahvemizi yudumladığımız kahvehanede arkadaşlarla konuşurken  Egemen Bağış’ın,   “çözüm olmazsa KKTC Türkiye’ye bağlanabilir” sözlerini,   “Rum cephesini ürkütecek bir politik çıkış yapmıştır”  biçiminde yorumlamıştık.  Eroğlu da ayni konuda  “Egemen Bağış böyle bir siyasi tasarrufun olmayacağını bilmez miydi”  açıklamasını yaptıydı. 

Politikacılar   böylesi siyasi blöfleri  yaparlar.  Nitekim  Güney’in Hristofyas’lı Rum liderliği bir tekinin bile kalmasına tahammül edemediği  TC’lilerin dolayısıyle Türkiye’nin gitmesini ve   adada  “Türkiyesizleştirmenin”  gerçekleştirilmesini neredeyse çözüm koşulu yapacak siyasi pozisyonda iken;  elbette ki  Egemen Bağış’ın lafından korkar da gocunur da!”   Kaldı ki  korkup gocunmuşsa zaten laf işe yaradı demektir.

FAKAT: O da ne?  Daha Hristofyas’lı Rum liderliği ile  medyası ne olduğunu anlayamadan,  anlayıp da tepkilerini  ortaya koyamadan,   son zamanlarda TKP’nin o eski hastalığının nüksetmesi nedeniyle,  “her olayda CTP’yi aşıp geçeceğim”  üzerine  politik senaryolar yazıp iki oktavlık perdeden şarkılarını söyleyen Mehmet  Çakıcı,  anında  Bağış’a çatarak,  “haddini aşan bir açıklama” deyiverdi!   Ve hızını alamadığı için ekledi:    “Kıbrıs Türk halkının geleceğine yalnızca Kıbrıs Türk halkı karar verecektir…”

KISACA:  Tabi ki Kıbrıs Türk halkının kendi kaderini tayin hakkı vardır.  Günü geldiğinde de bu self determinasyon hakkını  kullanacaktır. Sn. Çakıcı eğer gerçekten bir politik kariyer peşindeyse  öncelikle yapması gereken, Türk halkının bağımsız ve özgürlüğüne dayalı   “self determinasyon hakkını” Hristofyaslı Rum’a kabul ettirmesidir.   Ki gerçekten Solcu ise bilecektir:  “Lenin’in  “Halkların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı”ında azınlıkların her türlü güvence ile donatılarak korunması hususu  çok önemli yer tutar ve kaçınılmazlığı vurgular!

***

İŞTE ERSİN TARTAR ANLATABİLİYOR

Bir dönemlerde Bakanlık da yapmış rahmetlik Atasayan  iyi arkadaşımdı.   Bir gün konuşurken dediydi ki   “yahu Eşref.  Zaman zaman Ankara’ya heyetler olarak  gidiyoruz, bizimle ilgili Bakan ve  Müsteşarlara  sorunlarımızı anlatacağız ya,  inanmayacaksın ama adamlar bizi bizden iyi bilirler.  Gelirlerimizden giderlerimize,  ihracatımızdan ithalatımıza kısaca ne olup olmadığımıza kadar biz onlara brifing vereceğimize onlar bize verirler….”

Bir devrelerde durum buydu.  Hatta zaman zaman  “gazeteciler taifesi”  olarak Türkiye’nin şu bu yerlerine  tetkik temas diyerek avantadan gönderiliyorduk ya,  ziyaretlerde bulunduğumuz yetkili sorumlular bizi bize anlatıyorlardı! 

YAVAŞTAN BU DURUM DEĞİŞİYOR:  Geçen gün Hürriyet gazetesinde Vahap Munyar Taşkent Atasayan’la görüşmüş  “köşesinde”  intibalarını anlatıyor.  Hemen bir sayfa  “Ersin Tatar”ın   açıklamalarına ayrılmış ki okurken KKTC’nin ahvalini sadece  Munyar değil,  ben de öğreniyorum.  Ve tahmin ediyorum,  Türkiye’de  Kıbrıs’la ilgili kim varsa onlar da öğreniyorlar… 

Oysa şu  “bir zamanlar”  dediğimizi yaşamışım.   Gittiğimiz yerlerde sorunlarımızı anlatmaya başladık mı    “fakat diyorlardı   sizin oradan buraya gelenler mesela yatırım yapılmasını isterler neyin yatırımı olması gerektiğini bilmezler! Tasarladıkları  işlerin fizibilite raporlarını yapmazlar!  Sizin ne istediğinizi bilmezsek nasıl yatırım yapalım ki”  diyerek serzenişte bulunuyorlardı.

Ersin Tatar’ı Munyar’ın köşesinden okurken şunu anladım.  Demek ki artık hem anlatabiliyoruz hem de anlatmasını beceriyoruz.  

***

HAK ARAMAK ANAŞİ YARATMAK DEĞİLDİR

Türkiye’nin bir haber kanalından izliyorum.  MHP milletvekili ve sözcüsü Kaplan,  “gelin 4+4+4 sistemini  tüm muhalefet partileri olarak  Komisyonlardan çekilerek boykot edelim.  Meclisi çalışamaz hale sokalım”  önerisinde bulunuyor.

Bilistisna tüm muhalefet sözcü ve temsilcileri tarafından bu öneri tepkiyle karşılanır.  Nedeni de genelde  şu anlama gelecek şekilde   şöyle ortaya konur:  

“Eğer biz böyle bir boykota girişirsek ve Meclisi çalışamaz duruma sokarsak bu  anarşi olur.  Sonra nerede durulması gerektiğini de kimse bilemez…”

Tabi tabi bizim  “sendikalar”  çağrışım yapar!  Haklı oldukları eylem ve grevlerinde bile  halkı nasıl canından bezdirdikleri eylem ve grevleriyle! Mesela  ne demek altı gün milleti elektriksizliğe mahkûm etmek?  Ne demek öğrencilerin karnelarini almak hakkını engellemek?  Ne demek bir yılın iki yüz gününde grevlerle okulları kapalı tutup eğitimi felç etmek?  Üniversitelerde grev yaparken dış ülkelerden gelen öğrencileri mağdur ederek  “üniversiteler imajına” karalar çalmak, ve ilahi…

Grevin de adabı vardır.  Ki öncelikle  memleket çıkarlarının  söz konusu  olduğu alanlarda yapılıyorsa.  Oysa bizde sorunlar karşısında ilk akla gelen grev yapmaksa ikincisi de Hükümeti hizaya getireceğiz diyerek halkın anasını ağlatmaktır! 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31