Dün Karaoğlanoğlu'nda oturmakta olan İsmail Karaböcek isimli bey aradı. Şaşkın ve öfkeliydi İsmail Bey. Öfkesi öyle bağırmalı-çağırmalı değil. Tipik Kıbrıs erkeğinin gösterdiği medeni boyutta. Sadece sıkıntısını anlattı, kamu kurum ve kuruluşlarındaki laçkalığa isyan etti.

Anlatıyor; “Sabah oturuyordum, belediyenin işçileri bizim siteyi ilaçlayacaklarmış. 4-5 atletli terlikli kişi duvardan atladılar, mutfak kapısından içeri girdiler. Koca Girne Belediyesi'nin çalışanları! Kapıdan girmiyorlar, duvardan atlıyorlar. Üstlerinde atlet terlik. Siyasi görüşüm de yoktur. Yani siyasi olarak eleştirmem. Çocuklara kızdım. Bu sitenin kapısı var. Kapıyı çalarsın, uygunsa açarım. Nedir bu soytarılık? Nasıl davranılacağını bilsinler. Bunları çöpçü yapanda kabahat.”

Olay tek değil, pek çok yönüyle rezalet. Çalışanların atlet-terlik işe gitmelerinin yanında, kapı çalmadan pat diye siteye, dahası eve dalmaları var.

Ardından cehaletin, başıboşluğun, kuralsızlığın daniskası; özel giysiler olmadan ilaçlama yapmak. Dünyanın birçok yerinde ilaçlama yapanların özel tulum giyme ve maske takma mecburiyeti varken, biz sağlığı hiçe sayarak atletle ilaçlama yapabiliyoruz.

( Mevzuyu daralttım, kıyafet adabı diye bir konuya girmiyorum. Zira o -sayfalar dolusu yazılabilecek- apayrı bir kültür.)

***

Bizim ancak adını duyduğumuz bir tanım hizmet öncesi/içi eğitim. Bu eğitim personelin, görevlerini ifa edebilecek biçimde yetiştirilmeleri amacını taşıyor ama söylediğimiz gibi bizde bazı AB destekli programların dışında bu eğitimi veren kurum ve kuruluş bir elin parmağından daha az.

Gerekli mi? Hem de nasıl.

Devlet çalışanlarının çoğu parti kanalıyla işe alındığı için teknik yeterliliği olup olmadığına bakılmadığı gibi, nasıl çalıştığına da bakılmıyor. Kişiler atletle insan karşısına çıkabiliyor pervasızca. Gören yok, soran yok. Soruşturan olsa da sonuç alan yok.

Bir diğer nokta; kılık kıyafet yönetmeliği diye bir şey var birçok ülkede. Belli ki bizde yok. Bu yönetmelik, kamu personelinin uygar, aşırılığa kaçmayacak şekilde sade bir kılık ve kıyafette olmalarını, kılık ve kıyafette birlik ve bütünlük içinde bulunmalarını amaçlıyor.

Yönetmeliğin ikinci maddesi ise “genel ve katma bütçeli kurumlar, mahallî idareler, döner sermayeli kuruluşlar ve kamu iktisadî teşebbüsleri ile bunların iştirakleri ve müesseselerinde çalışan her sınıf ve derecedeki memurlar, sözleşmeli ve geçici görevle çalışan personel ile işçilerin kılık ve kıyafetlerinin düzenlenmesine ilişkin esasları kapsar” sözleriyle kimlerin yönetmeliğe uyması gerektiğini anlatıyor.

Ve bu yönetmeliğe aykırı hareket edenlere 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun disiplin cezalarına ilişkin hükümler uygulanıyor.

***

Görüldüğü gibi sadece devlet memurları değil kılık kıyafetine uyması gerekenler. İşçiler ve geçici görevlendirmeyle çalışanlar da bu kurula uymak durumunda.

Kişiler hiçbir zaman evlerinin bahçesinde çalışıyormuş gibi hareket etme lüksüne sahip değiller başka ülkelerde. Ne var ki bizde atlet-terlik duvardan atlayıp haneye dalma serbestisi var.

Sonuç olarak, her ağzını açtığında “biz farklıyız” metaforuyla eksikleri görmezden gelen mental yapı, ülkenin global sisteme entegre olma konusundaki sıkıntılarını da görmemeyi tercih ediyor.

Her konuda karnenin- uysun uymasın- sınıfsal mensubiyetlere göre tutulduğu ülkede yaşayanlara ise sorulacak tek soru şu: “Farklı olmak demek kuralsız yaşamak demek mi?”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31