Oldum olası kötü bulduğum kitaplar arasındadır, hayatın anlamını bulmuş bir insan evladının yazdıkları. Oysa günümüzde en çok satanlar listesinde hemen her dönem, “ben buldum, sizinle de paylaşıyorum” merhametinde yazarların kitaplarını bulmak mümkün.

Bir yazar, oturup hayatı araştırıyor (!), anlıyor (!) ve anlamlarını bizlerle paylaşmak gibi, ulvi bir görevi ifa ediyor (!). Ne mutlu bize (!)

Donald Trumph gibi. O beyefendi de tıpkı rahmetli Sagıp ağa gibi zenginliğinin ve başarısının sırlarını paylaşmıştı bir kitapta. Her ikisi de “çok çalışın, dürüst olun” diyordu. Hadi ‘bunlar yine tecrübelerini iyi niyetle paylaşmışlardı’ diyelim. Maddi gelir beklentisi olmadan yapılan yayımlardı en azından. Ya bize hayatı öğretenler? Onlar neyi paylaşıyorlar? Bir bilge kişiye Ferrrari’sini sattıran yazar, bu kitapla birkaç Ferrarilik dünyalığını yaparken, bilgelik ve hayatın anlamını bulmuş olduğuna inanmamız, ona vahi indiğine inanmamız gibi bir şey.

Modern zamanların, birer mutlu peygamberi olma hayali gibi tümü.

Bu yazı öncesinde hatırladığım birkaç kitabımı önüme alarak yeniden hızla gözden geçirdim. 10 yıl önce yazılmış hayatın anlamını anlatan kitapla bugün yazılmış olanlar arasındaki fark ve benzerlik nedir diye merak ederek. Fark çok açık. Bizim için lütfedip hayatı anlayanlar, dünyanın en çok satan eseri “Çince Sözlük” gibi, en çok satmanın peşindeler sadece. Fark da bu benzerlik de.

Okuyucu kitlelerin bu yönde talebi olduğu ise zamanımıza ait yalanların en kuyruklusu. Sanki okuyucu kitle, bir sabah kalktı ve biri bana hayatın anlamını yazmalı ki alıp okuyayım diye eyleme geçti. Yazarlar da bu talebi o sabah görüp, öğleye doğru yazmaya başladılar. Olay böyle gelişmedi elbette. Yazarlar, insanların boşluklarını yakaldılar. Kendi değerleri yerine ithal felsefelerle ruhlarını tatmin etmeye çalışanları yakaldılar.

*

Birileri, modern zamanlarda peygamberliğe soyunup bize hayatın anlamını “parayla satmaya” devamededursun, biz ise yüzyıllardır geçerliliğini koruyan ve koruyacağı da gün gibi ortada olan, Mevlana’nın öğretilerinden hala ders almadan, bunların peşinde koşmaya devam edelim.

Mevlana torunlarının, daha onu tanımadan, özümsemeden, dışsal mutluluk arayışlarına, günübirlik felsefelere ve ithal “ayaküstü dinler”e sarılmaları yerine, kendi geleneksel inançlarına yönelmelerini temenni ederim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31