Hukuk nedir? Bir ülkede adil yönetimin hangi kurallar çerçevesinde gerçekleştirileceğini belirleyen, kurallar bütünüdür!

Devletin ilk defa ortaya çıktığı Mezopotamya’dan ta Fransız İhtilâli’ne kadar, bu çerçevenin, “yukarıdan” geldiği iddia edilirdi! İlkel şehir devletlerinde, kral ile en büyük rahibin ayni kişi ve yönetim merkezinin tapınak olmasının nedeni, buydu!

Osmanlı İmparatorluğu boyunca bir Şer’i ve bir de Örfi Hukuk bulunmasının ve her emrin Şeyhül İslâm’a onaylattırılmasının nedeni , buydu! Devlet başkanının, bir ünvanının Halife olmasının da…

Engizisyon da buydu…

İngiltere Kralı VIII. Henry’nin eşini boşamasına, Vatikan bu gerekçe ile karşı çıkabiliyordu. Allah adına… O da yeni bir Hristiyanlık mezhebi kurarak, Tanrı’nın emrinin, papa değil, kendi tarafından temsil edildiğini ileri sürerek, hukuku kimin yaptığını gösterdi! İngiltere’de demokrasinin kilometre taşlarının döşenmesinin başlangıcıdır bu…

Kıt’a Avrupası’nda bu basit gerçeğin kabul görmesi, birkaç yüz yıl sonraki Fransız İhtilâli’ni bekledi! Laisizm’in özü budur… Yasaları Tanrı değil; insanlar yapar… Weber’dir galiba söyleyen: “Laisizm Tanrı’yı kilisenin elinden aldı, insanların içine koydu!” Hangi insanlar? O memleketin halkının seçimle iş başına getirdiği, seçilmişler!

Ne var ki bu, seçilmişlerin sadece kendi akıllarına göre yasalar yapabilecekleri anlamına da gelmez! Hukukun genel kuralları vardır… Örneğin kuşku, sanık lehine yorumlanır… Meselâ, bir iddiadan iki defa yargılanılamaz! v.s. …

Hukukun, bir de evrensel kuralları vardır ki zamana bağlıdır! Örneğin hiçbir memlekette, insanları kazığa oturtma cezası öngöremezsiniz! Oysa ta 19.yy’a kadar, bu ceza vardı ve kendi dönemi içinde hukuksaldı da! Bugün çoğu memlekette, uluslar arası anlaşma hükümlerinin yerel hukukun üstünde görülmesinin nedeni, budur. Ama bir küçük ayrıntı ile: Meclis’in onayı!

Kuralları, meclis koyar! Mahkeme de toplumun o kurallar çerçevesinde yönetilmesini, denetler! Bu yapının teorisinde, üç gücün, yani meclis, iktidar ve mahkemelerin, birbirinden bağımsız çalışması öngörülür! Bu üç gücün birbirinden bağımsız olması, ne yargı siyasetin işine karışamaz anlamına gelir; ne de siyaset yargının üstündedir! Vica versa tabii… Tersi de doğrudur!

Hukuku, genel anlamda siyaset yapar ama hukukun uygulayıcıları da siyasetin, kendi yaptığı kurallara uyup uymadığını, denetler! Ne mahkeme, yasaların yapılış aşamasında siyasete karışabilir ve ne de siyaset, yasaların uygulanması aşamasında, mahkemeye müdahale edebilir! Siyaset, “millet adına” yasaları yapar, yargıçlar da “millet adına” o yasaların uygulanmasını sağlar! Kuvvetler Ayrılığı ilkesinin anlamı, budur… Siyasetçiler kendi, yargıçlar da kendi akıllarına eseni, istedikleri gibi yaparlar demek, değildir!

Yasaları değişirsiniz! Olmazsa, darbe yapar, ihtilal yapar, bütün rejimi değiştirirsiniz! Hukuk değişir! Veya bir savaş çıkar, hukuk, galiplerin kuralları olur… Hepsi de siyasetin enstrümanlarıdırlar!

Ama kendi yaptığınız yasalardan bağımsız, aklınıza estiği gibi davranamazsınız! Ortada, anayasaya uygun bir Siyasi Partiler Yasası ve ona uygun bir Parti Tüzüğü varsa, sizin yazdığınız; ona uyup uymadığınızı, mahkeme denetler… Uymazsanız, ortada ne hukuk kalır, ne de devlet! Çünkü vatandaşınız da sizden ilham alıp, işine gelmeyen mahkeme kararlarını uygulamamanın yolunu arar ve bulur! Dağılırsınız!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31