Türkçe ve Rumca “Kıbrıs Türk ve Rum halkına barış, kardeşlik, özgürlük getiriyoruz” diye yazıyordu,1974 Kıbrıs’ın ikiye bölündüğü savaşta, Türk uçaklarının havadan attığı kağıtlarda.

Ecevit de radyo ve televizyonlardaki konuşmasında barıştan söz edip her iki halkın birlikte yaşayacağı, birliği bozulmamış Kıbrıs’tan bozulan anayasal düzenin düzenlenip en erken zamanda çekileceklerinden bahsediyordu.

Geldiğimiz noktayı RTE’nin “ziyaretinden” gördük.

Hatta yaşadık Kıbrıs’a getirilen “özgürlüğü”, polisin salladığı coptan.

Meğer İngiliz polisinin yaptıkları ile Adanalı polisin yaptığı aynı imiş Kıbrıslılara.

1960’a Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken çok sevinmiştik iyi “tavizler” kopardık diye.

Rumlar ise çok üzülmüşlerdi azınlık saydıkları Kıbrıslıtürklerle eşit sayıldıklarından.

Ve hazmedemediler çoğunluk oldukları halde azınlık kadar değerlendirilmelerini.

Aslında “böl ve yönet” in sonraki adımıydı bu “birleştirme harekatı ”.

Bizler kapalı gettolara kendimizi özgürlük için hapsedip karşı tarafla  savaşırken…

Karşı taraf  kaplumbağa misali kabuğuna çekilmiş Kıbrıslıtürklerin kabuklarını kırmaya çalıştı.

Kısaca iki taraf da diğer tarafın varlığına tahammül edemedi ,kışkırtmalardan ötürü.

Sanki bir el dokunmuş, aynı duygularla yoğrulup, aynı doğrultuda düşünen toplumu farklı topluluklara bölmüştü …

Özetlemek gerekirse hiç gereği yokken, biz ayrı toplumlarız diyerek ortaya çıkanlar birbirlerine üstünlük kurmaya çalışırlarken birden “kurtarıcıları” baş gösterdi.

Ve süreç, o saatten sonra hedefe kilitlenmiş bir mermi gibi, 1974’e doğru yola çıktı.

“Korkmayın “ diyordu radyodaki ses her iki topluma da…

“Korkmayın çünkü sizleri birlikte yaşayasınız diye gelip kurtaracağız.”

“Hatta her iki topluma barış için çıkıyoruz, sonra geri döneceğiz” diye söz veriyordu.

Koşarak geldi toz duman arasından Adanalı polis…

“Rumlardan kalan boş tarlaları ekeyim diye geldim” demişti ilk gelirken Adanalı.

Sonra “Sizden daha Kıbrıslıyım” demeye başladı.

Koluna KKTC Polisi yazısını yerleştirince de coştu mübarek.

Ve kurtarmak için geldiklerinin başlarına yumrukla vurmayı doğal saydı hem de küfrederek Adanalı…

Elinde cop yoktu ama dokunulmazlık hakkı vardı.

Bir de arkasında, “Aldığımız tedbirler,  ayakları üzerinde duran, ekonomisi güçlü insanları mutlu ve refah dolu bir ülke yaratmak içindir” diyen onların işbirlikçisi başbakanını vardı.

O vurdukça Kıbrıslıları kurtardığını haykırıyordu…

O vurdukça işbirlikçisinden “aferin “ alıyordu.

Şimdi, ne işbirlikçiye ne de onların, sözünü tutmayan esas emir vericilerine, kendimize sormak lazım…

1974 öncesi azınlığız dedik.

Özgürlük dedik.

Kendimizi kafeslere hapsettik.

Sonra öldük öldürdük.

1974 sonrası geldiğimiz noktayı, yani Adanalının kafamızda patlattığı copu ve Anadolu’dan taşınan nüfus karşısında düştüğümüz azınlık bile olamayacağımız durumumuzu gördükten sonra…

Yine de kurtarılmak için bu kadar yanlışı yapar mıydık?

Azınlıktık yine azınlığa düştük…

Belki geç oldu ama yapılacaklar bitmedi henüz.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31