Beklenen Cenevre Zirvesi gerçekleşti.

Beklenen ifadesi çoğunlukla alışkanlıktan, zira uzun süredir hem masada hem de zirve görüşmelerinde liderler, özellikle de Kıbrıslı Türk lider, yalnız!

Bu tespit, dünkü Cenevre Zirvesi’nde, bizzat Genel Sekreter tarafından da açıklama metninde dile getirildi ve liderlere toplumlarının usanmışlığını kırıp, onları çözüm için heveslendirme çağırısı yapıldı.

Daha da önemlisi, bir çözüm için verilecek ödünler ve bir arada yaşamak için toplumların hazırlanması gerekliliği konusunda, liderlerin hemfikir olduğunu vurguladı, Ban.

Dün gerçekleştirilen görüşme sonrası yapılan açıklamanın en önemli ana fikri ise şu;

Genel Sekreter uzun süredir “sırf görüşmek için görüştüklerini” söylediği liderlere aslında tam anlamıyla bir ültimatom verdi.

Ocak’ta gerçekleştirilen görüşmeden bu yana çalışmaya devam etseler de ilerleme sağlayamadıklarına vurgu yaparak, liderlerin önüne bir takvim koydu.

Takvimin ana durağı ise, Ekim ayı!

Buna göre liderler, bütün önemli anlaşmazlık konularını elleyecek şekilde Ekim’e kadar yoğunlaştırılmış bir müzakere süreci geçirecek. Genel Sekreter’in beklentisine göre, bu görüşmelerin sonunda da bütün önemli anlaşmazlık konularında yakınlaşma sağladıklarına ilişkin bir rapor sunma noktasına gelecekler.

Ve Ekim’de, New York’ta, yeniden Genel Sekreter taraflarla bir araya gelecek!

Genel Sekreter belli ki bu Ekim görüşmesine son derece büyük bir önem veriyor. Çünkü o güne kadar bütün zor önemli anlaşmazlık konularında liderlerden görüşme ve yakınlaşma beklerken, buna toprak ve mülkiyet gibi ana kilit konular da dahil.

Yani aslında liderler, Kıbrıs sorununu kendi pozisyonlarına kilitleyen bu ana konularda bir ilerleme sağlama ültimatomuyla karşı karşıya.

Ekim zirvesi sonrasında ilk kez resmi olarak Uluslararası bir konferans için zemin hazırlayacağını söyleyen Genel Sekreter, belli ki bu konferansta da nihai bir sonuç almayı hedefleyecek.

Ana konularda yakınlaşma sağlayacak tarafları garantörlerle bir araya getirerek, işin cilasını vuracak son al ver sürecinde, garantörlük konusu dahil, anavatanların müdahil olmasıyla, sonuca gitmeyi hedefleyecek.

Tabii bu hedeflerin ne kadar gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini göreceğiz.

Bu önemli ölçüde liderlerin performansına ve tabii ki anavatanların bu süreci sahiplenmesine bağlı.

Ancak Ban’ın yazılı olarak yaptığı açıklamanın ruhunda da olan, son raporu dahil altını çizdiği son derece önemli bir konu var.

“Sırf görüşmek için görüşme yapılmamalı!”

Yani taraflar artık ya sonuca gitmek için çalışacak, ya da BM aradan çekilecek, ilgisini düşürecek.

Geçtiğimiz haftalarda Cenevre görüşmesi öncesinde Downer ile yaptığımız sohbette, Downer,  BM Genel Sekreteri’nin Temmuz’un ilk günlerinde gerçekleşecek bu görüşmeden beklentisi, sürecin girdiği yeni aciliyet noktasında, yılın geri kalan kısmında da üzerinde çalışılacak şekilde görüşme sürecini hızlandıracak bir momentum yaratmasıdır” demişti.

Şimdi Ban yılın geri kalan kısmını değerlendirmek için tarafları zorlayacak.

Ve Downer, “Bu sürecin sonunda uluslararası konuları tartışmak için muhtemelen bir uluslararası konferans yapılacak. Bu bir ilerleme kazandırabilir. Ama bu sürecin gerçekten sonunda gerçekleşebilecek bir şey” demişti.

Şimdi nihai çözüm noktasında bir uluslararası konferansı ilk kez resmi olarak dillendiriyor, Genel Sekreter.

“Görüşmelerde en büyük risk bir çöküş değil aslında, çetrefil ve detay konularda boğulmalarıdır. Ve zaman geçtikçe Kıbrıs sorununu çözmek için görüşmek de zorlaşıyor” şeklinde konuşmuştu, Downer ve “dünyanın çok daha acil sorunları olduğuna” vurgu yapmıştı.

BM her iki tarafı da kendi pozisyonlarını koruma noktasında uzun süredir birbirinden ayırmıyor. O yüzden referandum kredisini kullanan Türk tarafı kendine oluşturduğu pozisyona yapışmışken, artık daha belirgin adımlar atmalı.

İşte bu noktada AB ile Kıbrıs’ı birbirinden ayıran ama kendi açısından farklı konulara odaklanarak, belki de ilk kez Kıbrıs konusunda Yunanistan gibi iki adım geride bekleyen Türkiye’nin bu konferans masasındaki tavrı belirleyici olacak.

Türk tarafı Ban ile görüşmede, harita olmadan toprak konusunu görüşebileceklerini söyledi.

Bu zaten ikinci Cumhurbaşkanı döneminde resmi olarak önerilen ve teknik olarak da üzerinde çalışılmaya başlanan, Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun bugüne kadar itibar etmeyip tepki de koyduğu, aslında rahatlıkla en başında masada tutulabilecek, hatta tutulması gereken bir öneriydi.

O yüzden bu yeni bir açılım değil, geçen dönemden bu yana değerlendirilmeyen formüllerden biriydi. Türk tarafının bu ve buna benzer açılımları ileri götürmeye, süreci ilerletecek adımlar atmaya ihtiyacı var.

Artık sivil toplum örgütlerinin, çözüm hedefi koymuş siyasi partilerin de süreci doğru yönlendirip, karanlıkta “yutturma” politikalarını da önleme sorumluluğu için sahnede olması gerekiyor.

Çünkü Türk tarafı olası bir kopuşta sorumlu adres işaret etmek için bile somut çalışmalar ve jestler de yapabilecek esneklikte olmalı. Yoksa  sadece yapılanlarla “bir adım önde politikası”nın arkasına sığınma süreci çok da uzun sürmeyebilir.

Çözüme gitmek için ise, sadece sorumluluktan kurtulmaya çalışmak yeterli değil, çözüm istencini de geliştirecek bir siyasete ihtiyaç var.

İşte tarafların bunu yapıp yapamayacağı, bu sürecin kaderini belirleyecek!


Kaynak: Yenidüzen Gazetesi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31