Rum’un bu adada nasıl  barış istediğini gerçekten biliyor musunuz?   Siyasi eşitliğe dayalı birleşik bir Kıbrıs’ı Rum’la   federal sistemde  çözüm haline getirebileceğinize  inanıyor musunuz? Çoğunluğu nedeniyle   kaçınılmaz yönetim ağırlığı altına gireceğiniz Rum liderliğinin,    Türk halkına özgürlükle egemenlik bahşedeceğini sanıyor musunuz?

…Dün  “nasıl  barış”  dedikti.   “Kime göre”  diyerek de soracaktık,  vazgeçtik.  Bugün  “hangi kafaya  göre” diye soruyoruz ve ekliyoruz:  Her bilinç  kendi aidiyetini  oluşturan kaynaklarından beslenip gelişir. Bu nedenle öteden beri diyoruz ki   “tek doğru yoktur.” 

Dolayısıyle  tek bir  “gerçek”  de yoktur,  tek bir  “barış anlayışı”  da yoktur!

Onun için dünkü yazımızda   Atatürk’ün,  Ecevit’in,  Mandela’nın,   Mao’nun  falan,    “barıştan”  ne anlayıp nasıl anlattıklarını,  kısacık cümlelerle anlattıydık ki kimileri için  uğruna savaşmaktı,   kimileri için  bir derviş kalenderliğinde tevekküle sığınmaktı…

Zaten  hatırlayacaksınız.  “Rahmetlik lider Dr.  Fazıl Küçük  için   “barış,”  anavatan Türkiye’nin  her türlü yardım ve himmetleri  ile Kıbrıs Türk halkına sahip çıkıp  koruması altına almasıydı.

Lider Denktaş içinse  “barış”  Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinde,  Kuzey’de oluşacak tanınmış  ayrı bir Türk Devletiydi.

Talat için  “barış”  Hristofyas’la deklere ettiğince  “tek devlet,  tek yurttaşlık,  tek uluslar arası kimlik gerçeğinde tutun ki  “Kıbrıslıların Kıbrıs”ı  barış içinde paylaşmasıydı…

İzcan’a sormazsınız ama her halde onun için de  barış,  Kuzey’i sahiplerine  iade etmek olmalıdır. 

NASIL DÜŞÜNÜRSENİZ DÜŞÜNÜN:   Fakat aklınızdan çıkarmayın.  “Helenizmin doğal düşmanı olan Türkiye’nin Kıbrıs’taki uzantıları durumundaki  Türkler bu adadan uzaklaştırılmadıkça, Eoka kahramanları görevlerini tamamlamış olmayacaklardır”  diyen Makarios’un bir ulusal vasiyet olarak nesilden nesile devam edip bayrak gibi taşınan  sözleri de  Rum’un barış anlayışıdır!” 

Onun için  geçen hafta  “Barış günü”   falan diyerek işkembe’i küpradan  kestikleri lafları slogan yapmakla  barışı  sağlayacaklarını sananlara,  Atatürk’ün şu sözlerini  hatırlatıyoruz: 
 “Gaflet ve delâlet içinde olanlar…”  Hepsi  bu!  

*****

NEDİR BU İNAT

Biliyoruz:  Bir devlet için asıl hedeflenen ekonomik getirileri büyük olan yatırımlardır.  Mesela meşakkat dolu bir ömrü toprakla yoğuran köylü ile çiftçinin  devletin hazinesine koyduğu parasal gelir tutun ki bir iki sanayi tesisinin katkılarının bile gerisinde kalabilir.  Veya ahlâki olmadığı söylemlerinde protesto edilen kumarhaneler devletin gelirleri yönünden can kurtaran simdi haline gelebilir…

Vakti zamanında bunları düşünerek dedikti ki  “bırakın şu Akaryakıt Dolum Tesislerinin peşini.  Bu devletin büyük yatırımlara ihtiyacı vardır…”

Sorun çevreciler tarafından gündeme taşınıp bir halk protestosu halini alınca da şöyle dedikti:  “Artık geleceğin KKTC’sinin ne olup ne olmayacağının plan ve programlarını yapmak zorundayız.  Eğer bir turizm ve eğitim adası olacaksak o zaman  resmen çevre kirliliği yapacak Petrol Dolum Tesisine gerek yoktur…”

(Tabi bukalemun gibi renk değiştirmiş de olsak bu memlekette böylesi yanar döner olmak yediden yetmişse hepimizin kaderidir!

HÜKÜMETİN UMURUNDA BİLE DEĞİL:  Ne plan ne program!  Ne halk tepkisi ne dolum tesislerinin çevrecilerin bilimsel verilerle ortaya koydukları zararları!  İlle de bu bu Tesis orada olmadı burada  olacak inadı!  Son kararı  da Kalecik! 

Kalecik dediğiniz yer neresi?  Altın gibi kumları, masmavi denizi ile Kıbrıs’ın en güzel Körfezindeki zaten mevcut olan petrol  tesislerinin de  olduğu deniz kıyısı…

Şimdi yanına birisini    daha ekleyecekler ve gelecekte turizm yöresi olması gereken güzelim  denizle sahili   petrole bulayıp kirletecekler ki memleketteki  turizmin canına okuya! 

GEÇMİŞTE BENZERLERİNİ YAŞADIKTI:  Serbest Liman oluşturulup  Mağusa’yı tümden denizden koparırlarken de öylesi feryat koyuverdiydik,   çarpık yapılaşmalarla  rezil rüsva edilen sahillerle yöreler fecaatı nedeniyle de bağırdıydık.  Şimdi hepsi de birer çevre sorunu olarak başımızın belâlarıdırlar!

Buna karşılık Hükümet,  “kararı aldık  yapacağız da edeceğiz”  diyor!   İyi!  Zaten bu memleketin içine edilmedik yeri kalmadı.  Bir fazla bir eksik önemli değil.  Yapın!                  *****

ASİL NADİR CEPHESİ

Hani bizim dilimize pelesenk olduğunca sık sık  “ulusal refleksten”  söz ederiz ya..  İşte geçen hafta hemen tüm toplum katlarında o refleks  harekete  geçti. 

Olayın odağında Asil Nadir’in İngiliz Mahkemesi kararı ile hapse mahkûm edilmesi vardı.  STÖ’leri,  siyasi partiler kararı kınadılar,  protesto ettiler.  Ve bir de  büyük halk katılımı ile  “telin mitingi”  yapılıyor…

OYSA.  1993  yılından beridir Asil Nadir KKTC de kalebentti ve kendi yalnızlığını yaşamaktaydı.
 Üstelik ülke dışına çıkamadığı bu süre içinde ne kimseler kapısını çaldılar ne  de ayni İngiliz’in mahkemesi tarafından yargılanıp suçlu bulunması karşısında tepki gösterdiler.

Dahası 1993’lerden bugünlere kadar hiçbir ticari ve ekonomik yatırım girişimi  destek bulmazken çeşitli kesimlerden  de köstek yediydi!

Kısaca Asil Nadir için  ne  on sekiz yıldır ne  “ah dedilerdi ne vah!” 

PEKALA NEDİR ŞİMDİ OLANLAR:  Epey düşündüm.  Asil’i çok iyi tanıyan bir hukukçu arkadaşla da olayı enine boyuna konuştuk.  Çok kısaca Asil Nadir  Londra’ya geri dönüp yargılanma kararını salt kendi iradesi ile almadı.  Kandırıldı!  Beraat edeceğini yahut çok az bir ceza ile kurtulacağını söylediler,  ikna ettiler kısaca Asil’i yaktılar.  

Neyse olay bu değil.  Olay,  Nadir’in 18 yıl KKTC’de     didiklenip çekiştirilmedik yanı kalmaz,   her girişimi patırdılar kavgalar içinde engellenirken dolayısıyle olmayan itibarının  şimdi iade edildiği olayıdır…

Herkes ansızın hatırladı ki  Asil Nadir bu ülke ekonomisini uçurduydu,  Rum’a korkular saldıydı.  Ve onun  gibi yatırım yapanının  gelmediğini de hatırladılardı…

“Ulusal bilinç”  nedir derseniz işte şimdilerin Asil Nadir’e yönelik bir büyük heyecanla desteğin   “halk tepkisidir”  derim.  Tasada ve kıvançta  “Kıbrıslı Asil Nadir’e konan sahipliğe elledik.”  Demek ki bu halkın ruhunda hâlâ akde vefa da vardır,  kendi insanını koruyup yaşatmak cevheri vardır…    

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5