Dünkü yazıya gelen tepkiler, aslında her iki tarafın da birbirini tanımadan, “barış”, “çözüm” aradığını sanki de teyit etti…

İşin doğrusu, yıllarca siyasetin içinde bu hedefle bulunan ve bu doğrultuda damgalanıp, sadece kendimizin değil, çoluk çocuğumuzun da ayrıma tabi olmasına hiç aldırmayan bizim gibiler bile, Kıbrıslı Rumlar arasındaki siyasi ayrışmaları doğru okumayı, oldukça ileri yaşlarda, Niyazi Kızılyürek’ten öğrendik.

Onların bizim ayrışmalarımızın nedenleri hakkında, halâ bir fikri yok! Ve bu birbirini bilmeyen taraflar, “barış”, çözüm” diye anlamı meşkuk bir dizi sloganla, siyaset yapmaya devam ediyorlar.

Örneğin, “Barış Gücü” dediğimiz zaman, Lissaridis’in AKEL’i terk edip, EOKA saflarına katılmış, 1960’ta kendine bağlı paramiliter bir güç kurmuş, Lidra Palas Oteli ve bölgesini işgal edenin de bu güç olduğunu, ya bilmiyor ya da gizliyoruz!

Daha da vahimi, Yorgacis ile Makarios arasındaki çekişmede, başğiskopos’un kurduğu Milli Cephe çöküp de Kliridis, Yorgacis ve Papadopulos partileşmeye gidince, cumhurbaşkanı’nın kilisenin desteğinin yanında, dünyevi bir desteğe de ihtiyacı olduğu için, emir komuta zinciri ile Kiprianu’ya bir sağ (DİKO), Lissaridis’e de bir “sol” (EDEK) kurdurduğunu da ya bilmeyiz, ya da bilsek bile söylemeyiz! Sonra da Lissaridis, Atina’daki Sosyalist Enternasyonal toplantısında, birlik başkanı Papaandereu, CTP’nin üyeliğini savununca, adam kalkıp “Dışarı çıkıp, sizi Yunan Halkı’na şikâyet edeceğim” diye tehdit ettiğinde, haptolup, kalıyoruz!

Hani da bu “sol”du? “Sol olmak çözümü savunmak değil miydi?”

Bizim mandırada öyledir sanabiliriz ama değil!

Öyle olmadığını görünce de susup gizleriz!

Papandreu’ya, Simitis’e  sarılırız!

Oysa “barış” kurup, birlikte yaşamayı varsaydığımız, onlar değil, Lissaridis ve tilmizleri…

Nasıl olacak o zaman?

Kıbrıs konusundaki görüşlerinin temelini, sorunun temeli olan Makarios’tan devşirmiş bir anlayışla, nasıl olacak?

Bir evvelinden, ezbere bir söylemle, elbette sağcı ve milliyetçi olan ama Rumlar arasında gerçeği en iyi gören iki politikacıdan biri olan Kliridis’i de “emperyalizm’in adamı” diye suçlarız!

Oysa sağcı olmasına rağmen, babasına karşı Makarios’u desteklemiş olmasına rağmen, en azından 1967’den beri, adaya ait gerçekleri  anlayıp, başpiskoposla takışan tek politikacı da o!

AKEL’e hiç girmeyeceğim…

Meraklısı, 80. Yıl Tezleri’ni bulup, okusun…

İnternette var…

Bizde hiç değilse birkaç kişi, oralarda neler döndüğünü, ayrışmanın nedenlerini anlamaya çalışıyorsa bile; onlarda bu kadarı da yok!

İşte bundan dolayı, bu adaya çözüm gelmemesini isteyenlerin, güneyde olsun, kuzeyde olsun, bir madalyona iki yüzünden bakar gibi, ortak bir “çözümsüzlük” kültürü var!

Ama “çözüm” diye çırpınanların, “bi - communal” bir çözüm kültürü yok!

Çözüm derken, biri bayram haftası der; öteki mangal tahtası…

İşte bundan dolayı, Ocak 2012’de belki de bir anlaşma olabilir ama gene “Kıbrıslı” olmayacaktır. 

Suçu da “emperyalistler”e değil, Kıbrıslılar’a aittir… 

Mesel okumayalım…

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31