Biz, “çöplerimizi yaksak da mı yok etsek, yoksa ayrıştırsak da mı yok etsek?” diye biteviye kafa yorarken, ülkemizin her yanında çöp yığınları çoğaldıkça çoğalıyor. Kokuşmuş, çirkin tepeler büyüdükçe büyüyor…
   Parodilere konu olacak şekilde, çaresizce uğraşıyoruz başa çıkabilmek için… Örneğin bir üniversitenin yanından kaldırdığımız çöplüğü, götürdük bir başka üniversitemizin yanına yerleştirdik. Marifete bakın!.. 
   Nedir yani bilim yuvalarımızın da bu çöp dağlarından çektiği? Bilim yuvalarının yanında bunca bilimsiz yetkili varken, olacağı budur işte!..
    *       *       *
   Çöpleri başına belâ ve gaile olan tek ülkeyiz… Başka ülkelerde çöpler “endüstriyel cevher” olarak değerlendirilirken, biz hâlâ iki elimiz böğrümüzde çöplerimizle nasıl başa çıkabileceğimizin şaşkınlığını yaşıyoruz!.. Cins adamlarız yani!..
   İnternette gezindiğimizde meselâ görürüz ki, İsveç; çöp sıkıntısı nedeniyle Norveç’in çöp fazlasını ithal ediyor… Adamlar çöpü cevher gibi kullanabilmekte çünkü, ekonomik kalkınmalarında…
   Bir ara bizim bazı politikacılar da çöpümüzün ihraç edileceğine dair atıp tutmuşlardı. Ama çöpümüzü almak için gelen birkaç firma temsilcisiyle anlaşamadılar. 
   Yani başımıza belâ olan çöplerimizi satabilme becerisini bile gösteremedik!.. Yoksa altın fiyatı mı istediler onlardan baş belası çöplerimiz için?.. 
     *       *       *
   Ha bir başka becerimiz var, onu da vurgulamadan geçemem: Bizim başa belâ çöplerimiz yetmezmiş gibi, hiç kimsenin işine yaramayan kanserojen çöpleri eloğlunun ülkemize boca etmesine kayıtsız kalırız!.. Kaç kez başımıza geldi… Çevrecilerimizin ayağa kalkmasıyla da ne yaptılar o kanserojen ithalâtı? Götürüp ya denizimize, ya da çöplüklerimize boca ettiler… 
   Sonra da tüm dünyaya resmen deklare ederiz: Günde iki kanser vakasıyla kanser haritasında dünya beşincisiyiz!..İmdat!.. Yok, bu gafletin içinde olanların imdadına kimse gelemez. Uygarlığın neresindeyiz artık varın siz düşünün!..
   Dünya kültür mirası sayılan tarihi eserlerimiz bile çöp yığınlarının ortasında kalmakta… Bunları görmek, incelemek ve gezmek için gelen turistlerin bizi ne kadar ayıpladıklarını bir bilsek!.. Onların yağdırdığı mektupları ve görüşleri az mı yayımladık?. Da, kimin umurunda…
     *       *        *
   Yoğun bir Lefkoşa sur içi turundan sonra, Güney’e dönmeden önce Büyük Han’da mola veren bir grup turistin yanına düştüm geçenlerde… Yazar bir dostumla kahvelerimizi içiyoruz. Grubun içinden yaşlı bir centilmen bizimle konuşmak ihtiyacı duydu. 
   Dedi ki; “Keşke bu mekân kadar bakımlı ve temiz olsa diğer yerleriniz de.” Arkadaşım izolasyonu, bütçe darlıklarını gerekçe gösterecek oldu. Bakınız adamın verdiği yanıta:
   “Bunlar dünya kültür mirasıdır. İzole edilseniz de, mutlaka kaynak bulabilirsiniz. İtalya, kültür miraslarının bakımı için AB ve UNESCO fonlarından yılda 2 milyar Euro alır. O fonlardaki milyarlarca Euro bu gibi projeler için bekletilir. Siz neden proje sunup bu fonlardan yararlanmazsınız?”
   Alın da bozdurun işte!.. Centilmenin yanında, centilmen arpacı kumrusu gibi sustuk, bir şey diyemedik.       

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31