Bazı kişileri anlamak gerçekten de çok zor...

AKP ve Erdoğan’ı “nasıl başarılı gösterebiliriz” derdine düştüler...

Daha doğrusu muhalefete nasıl geçiririm hevesindeler...

Örneğin Gezi Olayları destekler gibi görünürler ama “başarısız olsalar da ne kadar ahmak olduklarını yüzlerine vursam” duygusunu beslerler...

Bu tiplerin en çok zevk aldıkları şey, kendi gibi düşünen insanların başarısız olmalarıdır...

Hani bu hastalığın bir tanımlaması var mı inanınız bilemiyorum ancak bu denli hasta ruhlu insanlar her toplumun içerisinde ne yazık ki mevcut...

Özellikle Kıbrıs Türk Toplumunun içerisinde bu hastalığa yakalanmış insan sayısı tahmin edildiğinden çok fazladır...

Yine bir örnek vermek gerekirse, bu tipler AKP ve Erdoğan için “her iki kişiden birisinin oyunu aldılar, büyük başarıdır, saygı duymak gerekir” söylemlerinin sığlığıdır...

AKP ve Erdoğan her iki kişiden birinin oyunu aldıkları gibi, yine aynı şekilde her iki kişiden birinin oyunu da alamamışlar demektir...

Yani her iki kişiden birisi Erdoğan’ı “lider” olarak görürken, yine her iki kişiden birisi Erdoğan’ı “diktatör” olarak görüyor...

Bunu anlamak, ona göre değerlendirme yapmak sanırım çok da zor olmamalı...

Ancak bazı beyin yıkayıcı kişilerin kaleme aldıkları yazıların etkisinde kalan veya daha doğrusu bu yazıları bahane olarak gören kişilerin kalkıp AKP ve Erdoğan’ı başarılı, geriye kalanları ise başarısız göstermesi tam anlamı ile bahsettiğim hastalığın bir yansımasıdır...

Bu kişilerin Hitler gibi diktatörlerin diktatörü olan birisinin bile iyi yanları olduğunu, hatta Yahudilere yaptığı katliamın da bir gerekçesi olduğu düşüncesini taşıdıklarına eminim...

Kısacası bugün birisi çıksa ve “Hitler’in başarı öyküsü” diye bir yazı paylaşsa, eminim bu kişiler kalkıp o yazıyı paylaşıp “esas suçlu sizlersiniz, bu adam gerçekten çok başarılıymış” diyeceklerdir...

Evet, bugün gerek Türkiye’de olsun, gerekse de tüm dünyadaki baskı rejimlerinin büyümesine bir sebep de muhalefet değil midir?

Hem de fazlasıyla öyledir...

Ancak bu durum insanlara karşı yapılan baskı, korku ve devlet gücünü sonuna kadar kullanılma gerçeğini değiştirmiyor...

Eğer diktatörlük rejimi ile seçim kazanmak başarı olsaydı, bugün biz Kenan Evren’i ayakta alkışlıyor olmalıydık...

Ya da tüm dünya bugün Che’nin tişörtleri yerine Mussolini, Hitler ve Franco gibi diktatörlerin tişörtlerini giyerdi...

Düşünsenize, Mandela ülkesinde ırkçılığı bir spor dalı sayesinde yeniyor...

Erdoğan ise Türkiye’de ailelerin kaç çocuk yapması, kadınların nasıl davranması, kızların kaç yaşında evlenmesi gerektiğine karışıyor...

Kızlı – erkekli yaşanılmayacağını savunuyor...

Laikliği İslama ters olarak lanse ediyor...

Tüm bunlara rağmen bahsettiğim kesime “hangisi daha başarılı” diye sorsan, “her ikisi de başarılı ama Erdoğan Mandela’dan bir adım daha önde” diye cevap vereceklerdir...

Sevgili okurlar, Martin Luther King ülkesinde ırkçılığı yenmek için “Selma” yürüyüşünü gerçekleştirmişti ve arkasından hem siyah tenli, hem de beyaz tenli insanlar bir an bile tereddüt etmeden yürümüştü...

İnanınız bugün Erdoğan kalksa ve kadın hakları için “Taksim yürüyüşü” düzenlese, kendisine destek olanların tavrı “bizim reis kafayı yedi” olacaktır... 

Bu iki zihniyete ve iki duruşa aynı anda “başarılı” diyen kişilere “hasta” dediğim için özür dilerim ama aklım başka türlü bir sonuç üretmiyor...

Kim bilir belki de sorun bendedir!..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31