Dünkü yazımızda, bizde neden ikide bir Başkanlık Sistemi tartışması çıktığını anlatmaya çalışmıştım. İlk öneri, yıllar önce Serdar Denktaş’tan gelmişti. Sebebi de bizim parlamenter sistemimizde, yürütmenin, yasamayı ele geçirmiş olmasıydı. AKP ile bunun bir ilgisi yok!

Başkanlık Sistemi, dünya siyasetine ABD’nin hediye ettiği bir siyasi düzenlemedir ve kökeni, daha sömürge iken, kurulmuş bulunan Sömürge Meclisi’ne dayanır. Amerika İngiltere’ye isyan ettiği zamanki “Amerika” bugünkü ABD değildi… Hiçbir anlamda… Zaten başı çeken de İngiltere’nin düzenlediği sınırlardan oluşmuş 13 ayrı eyaletti. Daha değil Pasifik kıyıları, orta Amerika bile kurulmakta olan devletin sınırları içinde değil, Texas Meksika’ya bağlıydı. ABD’de çok ünlü olan ve Kurucu Babalar diye anıla bir ekip, o koşullarda, sömürgeciliğe karşı tepki olarak oluşan bireycilik esaslarında, yeni bir sistem kurdular. Bağımsızlık, o şartlarda elde edildi. Anayasayı da ki dünyanın en eski ve en değiştirilmeyen anayasasıdır, beş adet çiftçi yazdı… Sistemin temeli, tarihsel nedenlerle bireyciliğe dayanır. Özü şu:

İki dereceli seçimle bir başkan seçilir ve bu başkan halka karşı tüm politik ve hukuksal sorumluluğu üstlenir. Öte yandan, Yasama ve Denetlemeyi yürüten, ikili bir meclisler toplamı vardır. Her eyaletin nüfusuna göre temsil edildiği Temsilciler Meclisi ve her eyaletin eşit temsil edildiği, senato! Yalnız burada sistemin can damarını oluşturan, bir ayrıntı var: Gerçi memlekette iki adet popüler parti vardır ama “parti disiplini” diye bir kavram yoktur! Hangi eyalette, hangi partinin kimi aday göstereceğine de parti delegeleri veya üyeleri değil, halkın bütününün katıldığı bir ön seçimle karar verilir. Zaten disiplini ortadan kaldıran da bu! Yeniden aday olup, meclise gelmek üzere senatör veya Temsilciler Meclisi üyesinin, “gebe kaldığı” bir tek makam vardır: Parti değil, seçmenin tümü… Halk sizi tuttuktan sonra, kimseden çekinmenize gerek yoktur! Başkan’dan bile…

Neden disiplinsizlik?

Bütün yetkiyi bir kişi ve onun kendinin atayacağı bir bakanlar kuruluna verirseniz (ki orada bakan yok, başkanın “sekreterleri” vardır) ve onun mensubu bulunduğu parti de mecliste çoğunluğu oluşturur ve vekiller de disiplin dolayısıyla ona bağlı olursa, Yürütme, Yasamayı işgal eder! Yetki’nin doğru kullanıldığını, kim denetleyecektir o zaman? Başkanın diktatör olmasının önüne nasıl geçilecektir?

Kaldı ki denetleme bu kadarla da sınırlı değildir! Her eyaletin, kendi meclisi, kendi seçilmiş valisi, belediye başkanı ve meclisi, seçilmiş savcısı, yargıçları ve şerifi de vardır… Bunlar da denetimin öteki ayağını oluştururlar.

ABD’de Başkanlık Sistemi, çoğunluk grubunu oluşturan partiden seçilmiş Nixon’u, seçilirken rakiplerini dinletip, siyasi etiği çiğnedi diye, böyle görevden alabilmiş; belki de tarihinin en parlak başkanı Clinton’u da “çapkınlık ettiği” için değil, “yalan söylediği”, “yapmadım” dediği için, az kalsın yolcu ediyordu. ABD’nin Başkanlık Sistemi, demokrasi üretiyor, Karl Marx’a göre bile “çağın en ileri demokrasisi” sayılıyordu, belki de herkes bilmez ama bu denetleme mekanizmalarıyla…

Yarın da diktatörlük üreten başkanlık sistemlerini ve onların nedenlerini, şöyle bir gözden geçirelim…
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31