Olamaz; asla olamaz!.. Bir ülkenin başkentine böylesi bir sefalet, böylesi bir zillet yaşatılamaz, reva görülemez!.. Lefkoşa’mız zaten ciddi kentsel sorunları olan bir yerleşim kaosuydu. Amacından fena halde saptırılan ve gereğinden fazla uzatılan belediye emekçileri grevi nedeniyle bilinen 4000 yıllık tarihe sahip bu çilekeş kent,  bataklığa dönüştü. 

   Hayatımda ilk kez yüreğimden isyankâr bir öfkeyle yükselen “Lefkoşa’yı terk etme” isteğine karşı direnmekteyim. 8 yaşımdan beri yorgun sinesinde barındığım ve sevdalısı olduğum bu kenti yaşamım boyunca bu kadar sefil, kokuşmuş, kirletilmiş, karartılmış, acınası ve umutsuz görmemiştim.

   Buranın başkent olduğuna hiç kimsenin artık inanası gelmez. Burası bakımsız Afrika’nın ücra köşelerini çağrıştıran büyük ve sevimsiz bir köy: BAŞKÖY LEŞKOVA!.. Envai çeşit leşlikler, kokuşmuşluklar ve rezilliklerle tıka basa dolmuş bir kova!.. Bu kovadan dökülen pisliklerden sadece bu sefil başköyün insanları değil, bütün bir ülkenin insanları nasibini almakta… Çünkü değil mi ki burası “başkent” olarak bellenmiş. “Başkent” dediğin, bir ülkede balığın başıdır ve balık da başından kokar!.. 

   Kimliği ve statüsü ne olursa olsun, hangi Kıbrıslı Türk kendine böylesi bir beldeyi “başkent” olarak layık görebilir?.. Başkentler böyle mi olur Tanrı aşkına?!..

       *     *     * 

   Leşkova’nın ürettiği ve yaydığı pislikler, derin ve sınırsız bir bataklığa dönüşmekte… Gittikçe büyüyen çöp, çirkef, kokuşmuşluk ve karmaşa deryasını doruğa taşıyan bu bataklık fiziki ve ruhsal açıdan toplum sağlığını fena halde tehdit etmekte. Hastalıklar insanlarımızı derinden sarmalına alıyor. Bu hastalıklar kolera, veba, tifo türünden salgınlara dönüşürse Lefkoşa’nın tarihinde görülmemiş toplumsal bir facia ile yüzleşecek ve bununla başa çıkamayacağız. 21’nci yüzyılda kolera, veba, tifo salgını!.. Aman Tanrım!..

   Bu ülkeye en sonunda bastıra bastıra Ortaçağ’ın ürkütücü karanlıklarını getirdik. Bu karanlığın kesin egemenliği altına aldığı kâbuslar mekânının adı BAŞKÖY LEŞKOVA işte!..

   Dünya insanları çağ atlamak için uğraş verirken biz burada geriye vites taktık, ilkellik çağlarının derinliklerine gömülüyoruz.. 

   Bu mudur bizim uygarlık düzeyimiz?.. Ayıplar olsun!..

       *      *      *

   Durum bu merkezdeyken facianın perde gerisinde birtakım siyasi hesaplaşmaların, beklentilerin ve senaryoların belirtilerini duyumsamak içimizde dehşet yaratıyor. Siyaset hiç bu kadar ayaklara düşürülmemişti, bataklığın ve kokuşmuşluğun içinde hiç bu kadar süründürülmemişti. Eksik olsun böyle siyaset de, böyle demokrasi de!..

   Hani “demokraside çareler tükenmez” diye bir söylem vardır ya; o söylem neden geçerli değil bizim ülkemizde?..

   Bizim ülkemizde demokrasi çareden başka her şeyi üreten bir mekanizmaya dönüştürüldü. Yönetmekten aciz, irade yoksunu siyasetçiler siyasetin de, demokrasinin de acımasızca canına okumakta. 

   Uzayıp gittikçe yarattığı olumsuz sonuçlarla hepimizin ruhunu karartan belediye grevi dolayısıyla bizim ülkemizde siyaset ve demokrasi kültürünün yerlerde süründüğü ve tipik siyasetçi profillerinin de bundan medet umduğu gerçeğiyle bir kez daha yüzleştik.  

   Çağımızın yüzkarası bu manzaranın Kıbrıslı Türkler olarak kaderimize dönüşmesini daha ne kadar zaman sineye çekeceğiz?.. 

   İflas eden sadece kurumlarımız ve kentlerimiz değil. “Siyaset” ve “demokrasi” olarak tanımladığımız sözde etkinliklerimiz de iflas etmiştir.

   BAŞKÖY LEŞKOVA ruhumuzu karartıp umutlarımızı kırarken, siyaseti de bataklığa dönüştürenlere, demokrasiyi hırslarının oyuncağı haline getirenlere, çare yerine entrika üretenlere karşı güvensizliğimiz şahlanarak daha bir büyüyor.     

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31