Tartışmanın başından beri aynı şeyi söylüyoruz: UBP memleketin hükümet partisi olmasa, bize ne onların kurultay çekişmesinden! Ancak bu parti ülkenin çoğunluk partisi ve içindeki çekişmeyi, idareye de yansıtarak, zaten yeterince zor olan durumun, beş beter olmasına neden oluyor! O bakımdan, içindeki çalkantı, hepimizi ilgilendiriyor!

Ve üstelik, en azından bu satırların yazarı, söz konusu kurultaydan hemen sonra yaptığı yorumda, “ toplantıya katılan delegelerin salt çoğunluğunu aramak gerekir” diye de bir yorum yapmış bulunuyor! Sonradan bazı UBP’liler arayıp da “bizim tüzüğümüzün 28. Maddesi o anlamda yorumlanamaz” diye uyarınca, sustuk, mahkeme sonucunu beklemeye başladık! Dün, hukuksal süreç de sonuçlandı! Onlar haklıymış! Hukukun yorumu bu!

Siyasi sorunlar, mahkemelerde çözülemez! Ama bu tespit, hukuk siyasete karışamaz diye de yorumlanamaz! Siyasi bir sorunu, siyasi yöntemlerle çözersiniz! Ne var ki bu çözüm, özelde mevcut hukuk kurallarına uymak, zorundadır! Genelde, değildir! Siyaset, hukuku da belirler… O ayrı…

Sürecin başından beri söylenen, “mahkemeyi bırak İrsen Bey, kurultaya bak” cümlesinin anlamı da buydu. Mahkeme tarafından “genel başkan değildir” hükmü ile kurultaya giden bir başbakanın, bundan sonra “alabileceği” bir kurultay da siyaseten hiçbir anlama gelmez! Bu bitmez tükenmez, mahkeme, üst mahkeme, daha yüksek mahkeme süreci bana kalırsa, İrsen Bey’e Ahmet Kaşif’ten daha çok zarar vermiştir. Normal bir memlekette, genel başkanlık iddiasındaki bir politikacı, bu noktada zaten istifa eder, kurtulur! İrsen abinin, Allah yardımcısı olsun!

Öte yandan, mahkeme kararına uygun olarak, bir hafta içinde yapılacağı haberleri gelen kurultayı kazanacak taraf, İrsen Bey olursa, bu bir Pirus Zaferi olacaktır! Elde edilecek faydanın çok ötesinde bir zararı, daha şimdiden hem parti, hem hükümet ve hem de memleket, zaten görmüştür. Yok eğer Kâşif kazanırsa, parti içinde eski birlik ve beraberliği sağlamak, hiç de kolay olmayacaktır!

***

Derken, korkunç olayın haberi geldi!

Telefon çaldı, açtım! Eşimin karşıdan gelen sesinden çok kötü bir şey olduğunu anladım. “Ahmet” dedi, “Aşkın’ı vurmuş”! Ben sağlık durumunu öğrenmeye çalışırken, “ Kendini de vurmuş” dedi, “ikisi de ölmüşler!” Geçen hafta bir gün, Aşkın eşime kahveye gelmiş, bu yazıyı yazarken oturduğum sandalyede oturmuştu. Londra’da doğup büyümüş, çok naif bir insandı… Belki de eşi ile bir türlü anlaşamamalarının nedeni de bu karakter farklılığı idi… Ateş, düştüğü yeri yakar! Çocukları Güner, Arkın ve hele küçücük Asrın’ın Allah yardımcıları olsun! Lâfın bittiği noktadır bu… Gerisi lâf-ü güzaf…

Çok üzgünüm…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31