“Milat nedir,” diye soranlara “1974” derim…

O gün, “madem ölmedim bundan sonra yaşayacağım her gün bedavadan” demiştim…

O gün savaş vardı.

Kuzeyden giriş yapan TC ordusu ile engel olmaya çalışanlar savaşırlarken, Baf’ta iki halk birbiri ile savaşıyordu.

Ya onlar üstün geleceklerdi ya biz.

Biz Türk ordusu Baf’a da gelecek beklentisindeydik.

Rumlar Türk ordusu başaramayacak, bizleri ortadan kaldıracaklar düşüncesinde…

Böyle yanlış düşüncelerle savaşırken, kapalı bölgedeki bizler, kuzeyden gelen emirle silahlarımızı teslim etmiştik.

Esir düşmüştük.

Esaret günleri tuhaftı.

ABD’nin esir diye alıp adalara götürdükleri gibi değildik.

Alman harbinde esir düşenlerin yaşadıkları esir kampı gibi yerde de değildik.

Bazı önde gelenlerin dışındakiler evlerinde kaldılar.

İşlerinden oldular.

Öğrenciler okullarına, memurlar dairelerine, esnaf dükkânlarına gidememek derdine düştüler.

Bir de belirsizlik vardı.

Önümüz kapalıydı.

Kimse ne olacağını bilemiyordu.

Bilinen tek gerçek ise artık hiçbir şeyin sekisi gibi olamayacağıydı.

Ki öyle de oldu.

İşte o savaş günlerinin hemen ertesinde esir düşmüştük.

O esir düştüğümüz gün benim için milattı…

“Madem ölmedim, bundan sonra yaşayacağım her gün bedavadan,” demiştim.

Silah sesleri yukarıdan Mutallo’dan duyulmaya başlamıştı.

Ben babama, babam bize baktı.

Sokaktaki diğer evlerden çıt çıkmıyordu.

Herkes tedirgindi.

Beklenti yoktu.

Sonumuz belliydi.

Herkesi Mutallo’dan katletmeye başladılar bize doğru geliyorlar sanmıştık.

Ne korkuydu o gün.

Ve Vikla üzerinden bize doğru bakan silahlı askerleri gördük.

Yaklaşmışlardı.

Birazdan…

 Adrenalin had safhaya çıkmıştı.

Gergindik.

Beş dakika geçti, geçmedi önümüzdeydiler.

Silahlarını bize doğrulttular, Rumca bir şeyler söylediler.

Denktaş ve onun gibiler sayesinde Rumca öğrenememiştik.

Babalarımız biliyorlardı oysa.

Ve çarpışanlar da onlardı.

Neden Denktaş ve ekibi bu yasağı koymuşlardı?

O başka mesele ama bize kötülük yapmışlardı yasaklayarak.

Oysa bir dil bir insandır, derdi İngilizce öğretmenimiz.

Babam kalktı, bize, “kalkın” dedi, kalktık.

Emir sahaya doğruymuş.

Ayaklarım titremekten yola giremiyordu.

Biraz sendeleyerek de olsa yürürken babama “ne diyorlar” dedim…

Bir şey yok oğlum, demişti.

O anda omzuma, konuştum diye dipçik vurmuşlardı.

Yıllar sonra öğrendim, “Dönüşü olmayan yere” demişler…

Bugün 2014’ün sondan bir öncesi…

Bir yılı daha geride bıraktık…

Ve beklentiler, belirsizlikler hala devam ediyor.

Ve ben hala bedavadan yaşıyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31