Ya 1969 yılıydı, veya 1973… Geçmiş zaman, ayrıntılarını unuttum. Ama o zaman ağırıma gittiğinden, olayın kendi aklımdan çıkmadı. Zamanın Kıbrıs Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios  ile Rauf Denktaş arasında, Lefkoşa Enternasyonal Fuarı ile ilgili bir tartışma çıkmış, ve Denktaş, “Ben de Mağusa Festivali’ni, fuara çeviririm” demişti.

Makarios’un yanıtı, çok ağırdı ama bir yandan da gerçeği vurgulamaktaydı:

“ Ne sergileyecek? Bel Kola ile bulgur köftesi mi?”

Osmanlı toplum düzeni, ta Fatih Sultan Mehmet zamanından beri, Türkleri toprağa yöneltmiştir; Rumları ise ticarete! Fatih Kanunnamesine göre, bir hristiyan tarım yaparsa, müslümanın iki katı vergi ödemek zorundaydı. Tam tersi de Müslüman için geçerliydi. O da ticaret yapmaya kalktığı zaman, ödemesi gereken gümrük vergileri, hristiyan meslektaşının iki katına yakın olurdu. Osmanlı’da hristiyan dediğiniz zaman, bunun anlamı 19.yy’a kadar Rum’dur. Ayrıcalıklı Ermeniler’i bir yana bırakalım…

Böylece asırlarca devam eden bir süreçte, Türkler toprak ve memurluğa; Rumlar ise ticarete yönelmişlerdir. Bunun bence iki sebebi vardır: Öncelikle o zamanın değer birimi topraktır ve sonra Helenler’in tecimsel faaliyetleri, nerdeyse tarihin başlangıcına dayanır, Fatih de bundan yararlanmak istemiş olabilir. Toprağı Türkler tutsun, garanti olsun; üstüne de Rumlar para kazanıp getirsin…

Bu düzen yüzyıllarca böyle devam etti… Ta ki dünyanın sistemi, kapitalizme evrilsin… Kapitalizm’in dünya ekonomik sisteminde ön almasıyla, değer birimi topraktan paraya kaydı. Ekonominin dingili, toprak sahipliğinin değil; paraya sahip olanın eline geçti… Osmanlı, Kanuni zamanında Fransa’ya verilmiş kapitülasyonları bile solda sıfır bırakan ayrıcalıkları 1839 Ticaret Anlaşması ile İngiltere’ye de verince,  kendi iç sanayii de çöktü, tarımı da…

Ardından girdiği mali bunalım sonucunda, borçlarını ödeyemez duruma düşünce, gümrük gelirlerine de el konuldu, bazı tarımsal ürünlerin gelirlerine de… Bütün bu gelişmelerden, bir tek toplumsal katman zarar görmedi: Ticaret… Hatta ticaret, ihya oldu…

19. yy sonları ile 20.yy başlarında, Osmanlı toprağındaki fakir Türkler, zengin Rumlar ve Ermeniler panaromasının tarihsel sebebi, özetle budur. Kimisinin aptal; kimisinin açıkgöz olması değil… Rum veya Ermeni köylünün de Türk köylüden daha iyi bir hali yoktu, ve hatta daha bile beter bir hayat sürmekteydi…

Sanayii ile iştigal edenler batmış, tarım yapanlar topu atmış, ticaret erbabı köşeler dönmüş, devlet gelirleri de buna bağlı olarak gerilediğinden, memur da sefil olmuştu… Ve Osmanlı millet sisteminin gereği, tüccarlar Rum ve Ermeni, köylüler ve memurlar da yoğun olarak Türk’tüler…

Makarios “Bel kola ve bulgur köftesi” derken, bir bakıma haklıydı… Ama haklılığının sebebi, bu birkaç yüz yıllık tarihsel serüvendi! Oysa o, aklınca Türkler’i aşağılamaktaydı. Çok daha eskiye dayanan bir aşağılık kompleksinin hırsıyla… “Türkler’de iş yapıp ürününü sergileyecek fuar düzenleyecek kadar akıl var mı?” Demek istediği buydu…

Bu hafta sonu, Lefke’de Ceviz Festivali var… Festivallerin, aslında eski panayır geleneğinin bir devamı olduğunu, bilmeyen yok! Ceviz’in bir bahane olduğu da meydanda… Lefke, tarih boyunca portakalı ile ünlüdür ama onu kaptırdı, idare ediyor şimdi…

Bu yıl program da çok yüklü… Bana sorarsanız, gelin Lefke’de buluşalım, derim… Bel-Kola yok ama bulgur köftesi de bulursunuz…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31