Artık Kıbrıs’ın kuzeyindeki muhafazakâr sağın siyaset anlayışının bu olduğunu söyleyebilecek kadar tecrübemiz var.

Birbirine kızınca veya parti uygulamalarına öfkelenince; ya partilerinden istifa edip yeni bir parti kuruyorlar, ya da partiden ihraç edilip bir parti kuruyorlar.

Parti kurmuyorlarsa da mevcut bir partiye katılıyorlar.

Katılmıyorlarsa da bir müddet başka bir parti ile birlikte hareket ediyorlar.

Son tahlilde yine partilerine dönmeyi hep umut ediyor ve zaman kolluyorlar. Konuşmalarında, eleştirilerinde, başka bir parti ile birlikte hareket etseler de, başka bir parti kursalar da, aslında Ulusal Birlik Partisi’ne yürekten bağlı olduklarını ve aslında özlerinde Ulusal Birlik’çi olduklarını tekrar tekrar ifade ediyorlar.

Bu yıllar önce İrsen Bey’in kurduğu Toplumcu Atılım Partisi’nde de böyleydi, Ahmet Bey’in de içinde bulunduğu Yeni Doğuş Partisi, Turgay Bey’in kurduğu Özgürlük ve Reform Partisi’nde de, Tahsin Bey’in Demokrasi ve Güven Partisi’nde de… Demokrat Parti geri dönmedi belki ama, hep bir vekil ithali-ihracı yaşandı aralarında.

Demek ki sağ muhafazakâr parti anlayışımız da budur, ulusal birlik geleneğimiz de… Ve onların iktidar anlayışları da budur.

***

O zaman söyleyecek bir sözüm olamaz! Çünkü Kıbrıs’ın kuzeyinde iktidar olma süreleri hakkında bir istatistik yapılacak olsa, solun tek başına iktidarda hiç olmadığını da hesaba katacak olursak, bu siyasal kültürün ülkeyi yöneten bir siyasal kültür olarak yer bulduğunu söylemek hatalı olmayacaktır diye düşünüyorum. Ayrıca, her defasında, yine bu siyasal kültürün, halkın iradesi olarak sandıktan çıktığını söylemek de hatalı olmayacaktır.

Hal böyle iken, halen daha, 1974 sonrasında geçen zamanın dörtte birinden bile az sürede iktidar koltuklarını paylaşan soldaki siyasal partilere, bütün 40 senenin yükünü yüklemek ve yargısını bu mentalite üzerinden yapmaya çalışanlara akıl sır erdirilmez.

Çok geriye gitmeden dahi, geçtiğimiz 4 yıllık süreç içerisinde Ulusal Birlik Partisi iktidarında geçen süreçte yaşanmakta olan olumsuzlukların faturasını, solda tehdit olarak görülen Cumhuriyetçi Türk Partisi’ne yüklemeye de akıl sır erdirilmez.

***

Dün sabah saatlerinde, Ulusal Birlik Partisi’nden ayrılarak, önümüzdeki erken seçim sürecinde, seçime Demokrat Parti ile gireceğini açıklayan 8 milletvekilinin sözcülüğünü üstlenen Kaşif’i de mevcut siyasal kültürümüzün, mevcut muhafazakar sağın temsilcileri olduğunu unutmadan dinlemeye çalıştım.

KKTC’nin tanıtılarak, yaşatılmasından tutunuz, hiçbir çıkarın peşinde olmaksızın sadece halkın refahı ve huzuru için bu hareketi üstlendiklerini anlatırken, tek bir makam veya mevki düşüncesi taşımadıklarını söylerken, bütün yaşananlar film gibi gözümün önünden geçmiştir.

İster istemez, aslında kavganın bir başkanlık kavgası olduğunu, sonrasında bakanlık ve genel sekreterlik kavgası olduğunu düşünmekten kendimi alamadım.

O da yetmezmiş gibi anlatılanlar arasından, mevcut memleket ve cumhuriyet sevgisine dair cümleleri toparladım. Baktım ki, bugüne kadar gerek iktidarda, gerekse de muhalefette ama hep mecliste geçirdiği yıllar içerisinde, makamları ve mevkileri dışında KKTC’nin tanıtılması, Kıbrıs sorunun çözülmesi ya da buna benzer bir mantık için çalışmaların yapılması sırasında, partisinin gösterdiği yoldan şaşmaksızın ve de çorbaya partisinden bir tutam daha fazla tuz atarak, rahatını ve refahını toplum için feda edebileceğini ispatlayacak pek bir şey yapıldığı aklıma gelmedi. Unuttum mu yoksa olmadı mı siz karar verin lütfen.

***

Gülümsedim! İnanmadım da açıkçası anlatılanlara…

Ama gülüp geçemedim.

Basın toplantısından birkaç saat sonra duygularımı sizlerle paylaşmak için bilgisayarımın başına oturduğumda, artık Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşamakta olan kişilerin bütün olan bitenleri görmek, muhafazakar sağ adı altında bayrak ve minareye tutunarak varlığını sürdürmeye çalışan, KKTC’nin ilelebet yaşatılacağını söyleyerek bunun için somut adımlar atılmasında ön ayak olamayan, Kıbrıs sorununu, Kıbrıs’ı ikiye bölünmüş ve dünyadan kopuk bir mantık ile okuyan bir mentalitenin daha fazla bu işi götürmesine imkan kalmadığını düşünme zamanımızın geldiğini geçiriyorum aklımdan.

Milletvekili olmanın halkı değil kişiyi zenginleştirdiği;

Bakan olmanın halka değil, bakanın kendisine yaradığı,

Bürokrat olmanın halkın işine gelecek şekilde uzmanlığa değil, kişisel yakınlığa, torpile ve çıkara dayalı olduğunu söylemek bana düşer mi, düşmez mi bilmem! Fakat halkın bunu okuyabildiğine, okuyabilecek kapasiteye sahip olduğuna kuşkum yok.

Bireysel çıkar kazanmak için sandığa gitmeyi bu defacık hepimizin rafa kaldırıp, Kıbrıs’ın kuzeyi için, toplum yararına sandığa gitmeyi görev bilmek dışında hiçbir şey bizi kurtarmayacak; kurtaramaz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31