Arkadaşım, “Bu kadar değildi ki,” dedi.

-Daha ne olabilir? Diye sordum ona.

“Hoca dediğim bir büyüğüm var, o anlatıyordu…

Sanırım 1964 veya 65 yıllarında idi, İmroz’luların ürettiklerini ada dışına çıkartmaları yasaklanmıştı.

Adalıların yasaktan önce maddi durumları çok iyiymiş…

O kadar ki Şarköy’de yaşayan yerli halk, bilhassa üzüm toplama zamanı İmroz adasına paketlemede çalışmak üzere işçi olarak gidiyorlarmış.

Yasakla birlikte adalılar hem üretememek hem de satamamaktan ötürü zorda kaldılar.

Ekonomik durumları giderek kötüleşti…”

Hatta o dönemde arkadaşımın “hoca” dediği kişi arkadaşları ile adaya ava gidiyorlarmış.

Adada Şarköy’de aldıklarının yarı fiyatına koyun alıp çevirme yapıyorlarmış.

O dönemde köylü ada dışına çıkartamadığı hayvanını veya diğer ürünlerini ki bu genelde üzüm ve hayvandır, orada yaşayan bilhassa görevli Türklere çok ucuza satıyorlar, onlar da Çanakkale veya Şarköy’e götürüp piyasanın çok altında pazarlıyorlarmış.

Bir de şunu anlatmış arkadaşımın “hoca” dediği kişi.

Köylü Türkleştirme politikası öncesi çalınma, götürülme ihtimali olmadığından hayvanlarını çobansız otlatabiliyorlarken, mahkûmların gelmesi ile bu rahatlıkları da bitmiş.

O gidince hem yazdıklarımı hem de arkadaşımın söylediklerini düşündüm…

Bilhassa Kıbrıs’ın kuzeyi ile kıyasladım orayı…

Nüfus taşıma, var…

Ekim alanlarımızı yol yapacağız diye asfaltla tarımı bitirme, var.

Bilhassa turizmle ilgili sahaların elimizden alınması, var.

Şimdi de su getireceğiz ayağı ile ormanların kesilip su havzalarının baraj diye delinmesi, var.

Bizde üretilen malın dışarıya çıkartılma yasağı yok gibi görünse de 1983 yılında kurulan KKTC’yi hatırlayın…

O da ihracatımızın bitirilmesi anlamına gelmiyor mu?

Lafı fazla uzatmaya gerek yok.

Örnekleri hemen şimdi etrafınıza bakarak siz de görebilirsiniz.

Çoğaltın onları.

 “Lurucina Lefkoşa yolu asker tarafından kapatıldı” haberinden sonra okuduğum kitabın özetini yazmak geldi içimden…

O arada içeriye giren arkadaşımla sohbet ederken o da duyduklarını bana aktardı.

Kitabı okumadan önce İmroz’u tam olarak bilmiyordum.

Sanki orası hep Bozcaada idi İmroz yoktu, Gökçeada idi Tenedos yoktu.

Sanki orası hep bugünkü gibiydi.

Oysaki ne dramlar yaşamışlar.

Nasıl asimile edilmişler.

Düşünün 1923’te 8000 Rum vardı…

Bugün 8000 Anadolu Türküne karşılık topu topu 200 kişi  yaşar orada.

Arkadaşım gittikten sonra şöyle bir haberlere baktım…

Karşıma daha önce hiç duymadığım, “Midyatlılar Bütünleşme ve Yardım Derneği” çıktı…

Meğer o dernek de varmış adamızda.

Meğer o dernek de TC kökenlilerin kurdukları bilmem kaçıncı dernekmiş.

Ve o da, Kıbrıs’ın ancak birleşememesine hizmet edecek KKTC’nin yaşatılması için çalışacağı sözleri veriyor.

Yazıyı Arif Hoca’nın son kitabında dedikleri ile bitireyim:

"Kıbrıslı yoktur diyenlerden misiniz?

 O hikâye kapandı artık...
Bu memleket bizimdir...
Kıbrıslıların...
Bu sorunu biz çözeceğiz...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31