Kızı eski KTHY çalışanı işsiz kalmış, oğlu eski hükümet döneminde işe alındığı diye işten atılmış.

Kocası sigorta emeklisi aylık gelirleri sadece bin 400 TL.

Bu parayla bir karı koca ve iki yetişkin gençten oluşan dört kişilik bir aile geçinebilir mi?

Geçinmesine belki geçinir ama nereye kadar?

Telefonun ucundaki yüreği yanık ana ne kadar feryat etse yeridir…

Yeridir çünkü taşı sıksa suyunu çıkaracak olan genç oğlu, partili olmadığı için işinden oldu şimdi her genç gibi çareyi kendi ülkesinde değil, ‘düşman’ dediğimiz Rum’da arıyor!

Dişinden tırnağından arttıracaksın, yemeyip yedirip, içmeyip içireceksin, üniversiteyi bitirmesi için bütün varını yoğunu akıtacaksın ve sırf partili değil diye işten durdurulan oğlun şimdi gidecek Rum’un ekmeğine muhtaç olacak…

Hem de hangi işte, inşaat işinde!

Çimento yoğur diyecekler yoğuracaksın, demir bük diyecekler bükeceksin…

Ayrıca iş devamlı iş değil, Rum patronun insafına kalmış, ne zaman çağırırsa o zaman gideceksin, ne verirse alacaksın, zırnık kadar da sosyal hakkın olmayacak!

Feryat eden ana öyle dolu ki, konuşurken hem ağlıyor hem de neredeyse bizi de ağlatacak kadar duygulu konuşuyor.

Oğlunu her sabah Güney’e gönderirken alnından öpüyor, besmele çekiyor, akşam olup da gelinceye kadar da pencereden gözünü ayırmıyor…

Haklı tedirginlikleri de var oğlunun güneyde çalışmasına…

‘Ben gazi eşiyim’ diyor…

Kocasının savaştığını, belki de Rum öldürdüğünü, şimdi o ‘düşman’ denilen Rum’a muhtaç olmanın ezikliğini yaşıyor yüreğinin derinliklerinde…

“Ya bizim gazi ailesi olduğumuzu anlarlarsa’ diye de endişelerini dile getiriyor!

Haksız mı?

Ya orda birileri bu işlerin peşine düştüyse, gün ola savaşan Kıbrıslı Türklerin çocuklarını ortaya çıkarırsa nereye gider bu işin sonu?

İşin başka boyutları da var tabi ki…

Şimdi sizinle bir empati yapalım;

Farz edin ki sigorta emeklisiniz ve aylık elinize bin 400 TL geçiyor.

Devlet işçisi olan oğlunuz, sırf bu dönem işe alınmadığı için işinden olmuş, eleman ihtiyacımız yok denilerek sokağa atılmış.

Bunlar dendikten sonra da, aylık 10 milyar geliri olan bir müsteşarın oğlunu aynı işe koyarlarsa isyan etmez misiniz?

Bu adaletsizlik değil midir?

Bu adam kayırma, kendinden olmayana yaşam hakkı tanımama değil midir?

Hangi sosyal devlet anlayışına sığar böyle kararlar?

Her geçen gün bu tür haksızlıklar artarak devam ediyor…

Birine ekmek vermek için, bir başkasının ekmeği elinden alıyor!

Hali vakti yerinde olanlara devletin kapıları sonuna kadar açılırken, işsizlikten kırılan binlercesi sırf arkaları yok diye itilip kakılıyor, sanki de bir başka devletin insanıymış gibi muameleye maruz kalıyor…

Gözü yaşlı, içi yaralı nice anneler var daha sırada…

Ve inanın ki ipin inceldiği noktadayız!

Kopunca öyle bir kopacak ki, sonuçlarını kimse beğenmeyecek, daha da kötüsü bunun telafisi de çok ama çok zor olacak…

Tabi ki anlayana!

 

 

İşgüzar imam!

 

Dinimizde adettendir.

Ölenin arkasından sela okunur, ismi söylenir.

Hepsi bu kadar!

Ama biz de öyle işgüzar imamlar var ki, yaptıkları yalakalıktan başka bir şey değil.

Vatandaş geçenlerde selayı duymuş, ‘Allah rahmet eylesin’ demiş…

Sonra da duydukları için kulaklarına inanmamış.

Çünkü imam sadece ölenin ismini değil, onun oğlunun ismini de söylemiş mikrofondan.

O da yetmemiş, makamı gelmiş ardından!

Şimdi, vefat edenin birkaç özelliğini söylese bu yazı olmazdı ama ölen adamın oğlunun ismi cismi ve makamı olunca konu, insan yazmadan edemiyor…

 

Denktaş’ın masrafları Suat hocadan…

 

Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş’ın sağlık durumunun her an iyiye gitmesi, seveni ve sevmeyenini birlikte mutlu ediyor.

Sonuçta ülkenin tamamına sembol olmuş bir isim o…

Bunun yanında YDÜ Hastanesi’nin de başarısı da övgüye değer.

Aslında Türkiye’den gelen büyük hocalar Denktaş’ı alıp götüreceklerdi ama YDÜ’nün ileri teknolojisini görünce ağızları açık kalmış.

Ayrıca duyduk ki, Suat hoca Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş’ın tüm masraflarının hastane tarafından ödeneceğini söylemiş.

Yakın dostlarına da demiş ki, ‘Denktaş bey bizi tercih etti, Cumhurbaşkanı ve Başbakanımızı da beklerdik” diye sitem etmiş.

Haksız da değil…

 

MESAJ KUTUSU

 

Sayın Şerife ÜNVERDİ, Ercan’da temizlik şirketinde çalışan işçilerin ayda 250 saat çalıştıkları ve bunun karşılığında sadece 900 TL aldıklarını biliyor muydunuz? Şu işe bir el atın bakalım altından neler çıkacak neler?

Sayın Zorlu TÖRE, iki şikayet konusu var; Birincisi aracınızın plakasındaki milletvekili amblemi harfleri kapatıyormuş. İkincisi Değirmenlik’teki atlarınız yollara çıkıp sürücüleri tehlikeye sokuyormuş.

Sayın Özkan YORGANCIOĞLU, gördüğümüz kadarıyla tek başınıza kulis yapıyorsunuz. Yanınıza birkaç işi almakta yarar var. Ömer Kalyoncu tecrübesini konuşturup size çok yaklaştı.

Sayın Gürkan KARA, Rocks Hotel’in sahiline inşaat izni verildiği söyleniyor. Bu izinde imzanız var mı? Diğer otelciler bu işin peşinde bilesiniz…

Sayın Suat GÜNSEL, özellikle Türkiye’den gelen hocalar sizin hastaneye hayran kaldı. Dün bir tanesi ile görüştüm Türkiye’de bile belki birkaç tane vardır böyle tesis dediler. 100 milyon dolar boşuna gitmemiş değil mi? Tebrikler…

Sayın Dimağ ÇAĞINER, bir gazetemizin gizli ortağı olduğunuz yolunda haberler almaya başladık. Eğer öyleyse niçin gizli tutuyorsunuz ki? Medya patronu olmak için neyiniz eksik, değil mi?

Sayın Ali Çetin AMCAOĞLU, şu geri gelen patatesler konusunda bir hinlik mi var acaba? Üretici acil tedbir almanızı bekliyor. Hatta bu konuda Mersin’e bir ofis açılmasını isteyenler bile var…

Sayın Ersan DAĞLI, bizim ünlüler arasında da orasını burasını sigortalatan var mı? Birkaç siyasetçinin dilini kamu yararına sigortalarsanız hayır işlemiş olursunuz…

Sayın Perihan AZİZ, kurumun mutfakları ve su boruları yenilenince keyfinize diyecek yokmuş. Çok yakında bahçe düzeni de olunca artık bir mangal partisi verirsiniz değil mi? Güle güle kullanın diyoruz…

Sayın Erdal ANDIZ, bir gittiniz pir gittiniz! Bu sıralar yüzünüzü görenler cennete gidiyormuş. Yazdığınız kitap ne bitmek bilmeyen bir kitapmış böyle? Merakla bekliyoruz. Umarız kitap yayınlanınca ülke sallanmaz…

Sayın Yasemin TANPINAR, müjdeli haberi aldım ve sizin adınıza çok mutlu oldum. Ancak nazar değmesin diye şimdilik çok kişinin bilmesine gerek yok. Ben asıl hediyeler çiftleşti onu düşünüyorum…

Sayın Deniz GÜRGÖZE, BRT’de programlara başlayacağınızı öğrendik. Hayırlı ve uğurlu olsun. Bu arada dostlarınız sizi Deniz Seki’ye benzetiyormuş. Şöyle bir düşündüm gerçekten haklılar. Ama siz ona değil o size benziyor…

Sayın Habil TÜLÜCÜ, Mehmet Adahan ile siyam ikizleri gibisiniz. Dün de Lefkoşa’da aynı mekanlarda ve restoranda görülmüşsünüz. Acaba diyoruz iki belediyeyi birleştirsek mi?

Sayın Kadri FELLAHOĞLU, iş kazasında ölen işçinin ailesi ile yakından ilgilenmeniz aileyi mutlu etmiş. Allah sizden razı olsun…Aynı ilgiyi hükümet vekillerinden de bekliyoruz…

Sayın Güner ÖZKARATAŞ, sigarasız hayat nasıl gidiyor. Bu hayata alışıncaya kadar size fazla yaklaşmamak gerekiyor değil mi? İradenizden dolayı tebrik ediyoruz…

Sayın Hakan KUNTAY, ayran da içmedik ki ayrı düşelim. Bu kurultay işi sizi fena sarmış olmalı ki dostlara zaman ayırmayı bile düşünmüyorsunuz? Sizin aday ikinci tura kalır merak etmeyin…

Sayın Şener ELCİL, dün canlı yayında bir izleyenin sözlü saldırısına maruz kalmışsınız. Geçmiş olsun bazı canlı yayınlarda böyle iş kazaları olabilir.

Sayın Mutlu ESENDEMİR, yakın dostlarınıza ülkeden ayrılacağınızı söylüyormuşsunuz. Sizin gibi yılların deneyimine yakıştıramadık. Mücadele adamı olduğunuzu iyi bilenlerdeniz.       

 

Günün Fıkrası

 Angarya…

 Bir gün profesörlerin aklına rahatsız edici bir soru takılmış. Eşleriyle olan cinsel hayatları acaba bir zevk mi, yoksa angarya mı?

Düşünmüşler, aralarında tartışmışlar ama bir sonuca varamamışlar.
İçlerinden biri "Doçentlere danışalım, bakalım onlar ne düşünüyor bu konuda?" demiş. Gidip sormuşlar. Doçentler düşünmüş ve "Siz bilirsiniz hocam" demişler proflara.

Proflar için bu soru karın ağrısı olmuş. Gidip yardımcı doçentlere başvurmuşlar, onlar da bir süre düşünüp "Siz daha iyi bilirsiniz hocam" demişler.

Proflar bir cevap bulamamanın sıkıntısı içinde bir de asistanlara soralım demişler. Neyse utana sıkıla sormuşlar. "Sizce bizim eşlerimizle olan cinsel hayatımız bir zevk midir, yoksa angarya mı?"

Asistanlar hep bir ağızdan "zevktir" diye bağırmışlar. Proflar merak etmişler nasıl bu kadar emin ve çabuk cevap verebildiklerini.

Asistanlar hep bir ağızdan cevaplamışlar:
"Angarya olsaydı bize yaptırırdınız hocam."

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31