Büyük Atatürk’ün sonsuzluğa göçünün 73. yıldönümü dolayısıyla geçen pazar bu köşede son zamanlarda çekilen Atatürk filmlerine dair bir analizim olmuştu. İngiliz sömürge yönetimi döneminde Kıbrıs’ta gösterime konulmak istenen bir belgesel Atatürk filminin başına gelenleri ve bu filmin diplomasi alanında yarattığı yankıları irdelemeden geçersem, geçen haftaki yazımın eksik kalacağı düşüncesindeyim. Hiç kuşku yoktur ki, o filmle ilgili İngiliz sömürge yönetimi döneminde yaşanmış olanlar, Kıbrıs Türk halkının bu topraklarda nerelerden nerelere geldiğinin de önemli mesajlarıyla yüklü…
  
Gerek İngiliz Sömürge Yönetimi döneminde, gerekse Londra ve Zürih Antlaşmaları’yla oluşturulan Kıbrıs ortaklık cumhuriyetinin yıkılıp Türk halkının silahlı abluka altında gettolarda yaşamaya zorlandığı 1964-74 döneminde Türkiye yapımı filmlere uygulanan sansür, bu halkın sinemaya olan tutkusunu daha bir kamçılar. Sansür, genellikle Türk halkının ulusal bilincini geliştirecek nitelikteki filmlere yöneliktir. Ama yine de, 1964-74 döneminde, bu sıkı sansürün pek de başarılı olmadığını kanıtlayan ilginç örnekler vardır. Türkiye’den gelen filmler ithalatçılar tarafından gösterime girmeden önce sansüre veriliyordu. İthalatçı, sansüre takılma riski olan milliyetçi filmleri sansür kurulunu aşarak gizlice ve duyurusunu yapmadan gösterime koyardı. Bu filmlere Türk bölgeleri arasındaki dolaşımı sırasında ise değişik ve ilgisiz isimler verilir, ya da film gösterim bölgelerine birkaç seferde, parça parça ve gizlice ulaştırılırdı.
  
Ne var ki, İngiliz Sömürge Yönetimi’nin sansürünü aşabilmek, 1964 74 bu dönemindeki kadar kolay olmamıştı. Kıbrıslı Türk araştırmacı yazar Ahmet Gazioğlu “Enosis Çemberinde Türkler” adlı kitabının 312 ve 313’ncü sayfalarında bir Atatürk filmlerinin başına gelenleri şöyle anlatır:
  
“Kıbrıs Türkleri, evlerini, kahvelerini ve kulüplerini Atatürk’ün resimleri, vecizeleri, gençliğe hitabesi ile donatırken bir yandan da ona ait bir dokümanter filmin getirilip sinemalarda gösterileceği haberini duyup sevinmişti. Ama ne yazık ki, bu sevinç yarıda kaldı. Çünkü adadaki İngiliz yönetimi Atatürk filminin halka gösterilmesine izin vermedi.
  
Rumların adayı Yunanistan’a ilhak amaçlı 1931 isyanından sonra alınan sıkı önlemler, basın-yayın ve filmler için çok sıkı sansür getirmişti. Bu nedenle arada bir, gazeteler sansürlenen yazılar nedeniyle boş sütunlarla çıkmakta, bazı filmlerin gösterilmesi de engellenmekteydi. İşte Atatürk filmi de, 1938 yılı Aralık ayında böyle bir engele takıldı ve sansür kurulunca gösterimden men edildi.
  
Londra’da İngiliz Devlet Arşivi’nde incelediğim belgelere göre bu olay şöyle cereyan etti:
  
1938 yılı Aralık ayı içinde, yani Atatürk’ün ölümünden 30-40 gün sonra, Atatürk’ün cenaze töreniyle yaşamından kesitler içeren kısa bir belgesel film yapıldı. Bu filmin Kıbrıs’a da getirilerek Lefkoşa’da Rum işletmeciden kiralanan Papadopulos sinemasında gösterileceği duyuruldu. Fakat İngiliz vali Sir H. R. Palmer derhal harekete geçerek filmin gösterilmesini yasakladı. Bunun üzerine Ankara’daki İngiliz Büyükelçiliği müsteşarı Mr. Morgan Dışişleri Bakanlığı’na çağrılarak kendisinden bu sansür olayıyla ilgili açıklama istendi. Ankara’daki İngiliz Büyükelçisi Sir Percy Loraine, 30 Aralık 1938’de Kıbrıs Valisi Palmer’e bir yazı göndererek Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın Atatürk filminin yasaklanması konusunda bilgi istediğini bildirdi ve yapılan görüşmeyi nakletti. Türkiye ile İngiltere arasında siyasi gerginlik yaratan bu olay daha sonra İngiliz parlamentosuna da yansıdı.
  
Kıbrıs’ta Atatürk filminin gösterilmesi yasaklanınca, Lefkoşa’daki Türkiye konsolosu durumu Ankara’ya duyurmuştu. Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın İngiliz Büyükelçiliği’nden bilgi istemesi, konsolosun bu raporu ışığında yapılan diplomatik bir girişimdi. Dışişleri 3. Daire Genel Müdürü Esat Atuner, 24 Aralık 1938’de İngiliz büyükelçiliği müsteşarını makamına çağırarak onunla konuyu görüştü, adadaki Türk konsolosundan gelen bilgileri aktardı ve açıklama istedi. Hatta bu filmin Türk kurtuluş savaşıyla ilgili bazı sahnelerinin, ola ki İngilizlere dokunur düşüncesiyle kesilmesi önerisinin bile sansür kurulunca yeterli bulunmadığı belirtildi.
  
Mr. Morgan’ın Türk Dışişleri yetkilisine yaptığı açıklama şöyle: ‘Bu tür bir film Kıbrıs’ta kargaşa yaratabilir. Adada özel bir durum vardır.’
  
Atatürk’ün ölümünden birkaç ay önce ‘Hamidiye’ adlı Türk askeri okul gemisinin Mağusa’yı ziyaretinin yarattığı ulusal coşkuyu da anımsatan Morgan, bu filmin gösterilmesinin bir politik yatırım olarak kullanılabileceği kaygısını da dile getirdi. Morgan ayrıca, Kıbrıslı Türklerin son zamanlarda kışkırtmalara açık olduklarını ve lider olarak ortaya çıkan Necati Özkan’ı Türkiye’nin desteklemesinin doğru olmayacağı görüşünü öne sürdü. Belgelere göre Morgan sözlerini şöyle bağladı:
  
‘Kıbrıslı Türkler arasındaki kışkırtıcı olayları denetim altında tutmak, adadaki hükümet yetkililerinin görevidir. Atatürk filminin Kıbrıs’ta gösterilmesi de bu amaçla yasaklanmıştır. Atatürk’ün büyüklüğünün Kıbrıs’ta politik bir hareket olarak kullanılması üzücü ve esef vericidir.’
  
Sonraki günlerde İngiliz Büyükelçisi bu sorunu gerek Türkiye Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, gerekse Başbakan Şükrü Saraçoğlu ile tartıştığını bildirmekte ve Kıbrıs valisi Palmer’in Ankara’yı ziyaret etmesini ve Türk toplumunun milliyetçilik hareketleriyle ilgili olarak Türk yetkililere bilgi vermesini önerdiğini belirtmektedir.
  
Atatürk filmlerinin Kıbrıs’ta gösterilmesinin İngiliz Sömürge Yönetimi tarafından yasaklanması Lefkoşa ve Ankara’da bir süre tartışıldıktan sonra, İngiliz Parlamentosu’na da yansıtıldı. 3 Mayıs 1939 tarihinde, Mr. Foot adlı bir İngiliz milletvekili Sömürgeler Bakanına bu konuda soru yöneltti ve eleştirilerde bulundu. Foot’a göre adadaki faşist hareketleri ve olayları yansıtan filmlerin gösterilmesine izin verilirken, Atatürk filmi ile Yunan kraliyet ailesinin düğün filmlerinin yasaklanması doğru bir hareket değildi. Adadaki İngiliz valisinin bu gibi konularda daha anlayışlı davranması için dikkati çekilmeliydi.
  
Sömürgeler Bakanı Mac Donald, bu eleştiriler karşısında söz alarak Foot’u yanıtladı ve Kıbrıs’ta gerek sivil, gerekse resmi kişilerden oluşan bir sansür kurulunun bulunduğunu, toplumların da bu kurulda temsil edildiğini, kendisinin bu kurul üzerinde denetimi olmadığını ve bu filmi niçin yasakladıklarını da bilmediğini söyledi. Mac Donald ayrıca, bu bağlamda gerekli soruşturmayı yapacağını da belirtti.
  
Ne var ki, bu yoğun tartışmalardan sonuç çıkmadı. Atatürk filmi de, baskı ve sıkı sansür dönemi sona erinceye dek, yanı 1940’lı yılların ortalarına dek Kıbrıs’ta gösterilemedi.”
  
(Bu yazımda bize cömertçe sunduğu kaynaklarından yararlandığım değerli araştırmacı yazar ağabeyim Sn. Ahmet Gazioğlu’na teşekkürlerimi sunarım. A.T.) 

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31