O savaş günleri hangimizin aklından çıkmış ki…

Hepimize de silah vermişlerdi.

Benim silahım Piyade idi.

İçine sekiz veya on mermi koyardık.

Topuzluydu.

Topuzunu ortaya kaldır, geri çek boş kovan fırlasın, sonra ileriye it, iterken mermiyi namluya sür, sonra kolu aşağıya indir silah kurulmuş olsun…

Gerisi kolay…

Gez, göz, arpacık ve hedef…

Tak…

Düşünün sonrasını…

Geride kalmış bir eş veya anne baba…

Belki çocuklar.

Bir ömür boyu unutulmayacak birisini yere sermişsinizdir.

O psikoloji ile silaha sarıldığımda duam, “kimse bu yönden gelmesin, kimseye bu işlemi yapmayayım” olmuştu.

Ki 1974 yılında tek kurşun atmadan silahı teslim etmiştim.

İyi de oldu…

Yoksa düşenin düşüşü aklımdan çıkamazdı bir ömür boyu…

Yanımda yeğenlerim, kardeşim, Halit Dayı vardı…

Pat diye çatışma başladığında kendimi korkuyla mevziiye atmıştım.

Halit Dayı, “Korkma oğlum” demişti, korku dolu gözleriyle…

Osman o yıl tatile gelmişti…

Kendini savaşın tam ortasında buldu.

Ona da silah verdiler.

Mevzisi Ülkü Yurdu ile çarşı arasındaydı…

Savaş başlamadan mevzilerinin baktığı sokağa tanklar gelirse havaya uçursunlar diye dinamit yerleştirilmiş.

Ateşleme sistemini Osman’a vermişler…

- Şişman bir astsubay vardı adını unuttum, geldi, “Tanklar gelirse haber vereceyik, mücahitler var yanlarda onlar çekilecek, sen de duvarları patlatacan, tanklar kalacaklar duvarların altında” dedi.

Astsubay savaş pat derken daha, “Patlat” dedi… Dedim yahu neyi patlatayım… Ne tank var ne bir b.k.

Patlatırsam mücahitler ölecek. Sonra ne tank geldi ne bir şey.

Böyle bir yol vardı önümüzde, komşular tavucuk falan getirdiler, bir de plastik su bidonu.

Çatışmalar başlayınca kaçtım su bidonu kaldı sokakta.

Susadık… Delikten bidona bakarım, gidip alayım derim, kurşunlar her yerden gelir…

Derken sokağa havan mermisi düştü… Ama ne gürültüydü. Ortalık toz duman.

Toz kalktı baktım bidon tam mazgalın önünde bana bakar…

-E alıp içseydin…

-Ne içmesi Dolgun’um bidon paramparçaydı.

Gece silahlar sustu. Sessizlik hâkim oldu.

Babam gezerdi mevzileri… Bize dedi ki sabaha kadar dikkat edin ha, yarına iş biter…

Gece sessizliğinde Rumlar sızacak, sabahı bulamayacayık diye çok tedirgindik.

Mehmet Şefik de ben de teyakkuz halindeydik.

Ki arkamızdaki ağaçtan bir hışırtı duyduk.

Sindik.

Silaha sarıldık. Döndük, silahları kurduk, bekledik.

Pat diye bir ses.

Ateş edecektik…

Ki Veleddin Gogo bize doğru, hem de yürüyerek gelir…

Meğer incir yemeye çıkmış ağaca…

Dolgun’um bazıları için korkak derlerdi. Şimdi korkaklar kim diye saymayayım.

Ama cesurlar arasında senin baban, incir ağacına çıkan Gogo ve Cemal gibileri vardı…

Yazının gerisini hepimiz de yaşadık.

Yeri geldikçe devam ederim

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31