Ercan’ın  özelleştirilmesinin kararı da  alındı, ihaleye de çıkıldı.  Halkın konuyla ilgisi tepkisi ise şu oldu:  “Hava yolları olmayan Devletin Hava Alanını özelleştiriyorlar!”  Doğrusu şaka gibi bir şey!

Bizse olaya şunu ekliyoruz:  “Hava yollarını yitirmiş bir Hava Alanını ister satın ister özelleştirin…”

Ancak konuyu açmışken kapatmadan şunu da söyleyelim.  KTHY Devlet olarak rüştümüzün ispatı gibiydi. Sadece  dış dünyaya uçmak yönünden değil.   Devasa olması  yönünden!  “Hava yolumuz bile vardır”  diyeceğimiz ve bunu Devlet olma iddiasına koyduğumuz gerçekte…

Serdar Denktaş’ın bu konuda kişisel gayretleri olduydu.  KTHY’nı KKTC’ye kazandırdıydı.  Olay heyecan vericiydi ama bir yandan da şunu anladıktı:  “Bu siyasi çözümsüzlükle tanınmamış Devlet olmanın koşullarında,  Hava Yollarının kahrını çekemezdik!  Elbise bedenimize büyük geldiydi.  Buna kötü yönetilmesini de ekledikte,  yolcu Abbas’tı,  zaten gitti!  Geriye hava alanı hatırası kaldıydı. İşte şimdilerde onun da defterini dürüyoruz ki tam tamına  “of be,  kurtulduk derdinden”  demeye!                                                                               ****

MAĞUSA LİMANININ ÖZELLEŞTİRİLMESİ: Sırada Mağusa Limanı vardır deniyor. Özelleştirilecekmiş! 

Hava yollarının aksine Mağusa Limanı daha talihli çıktı. Hem de 1974’lerden beridir  Güney’in günümüze dek sürdürdüğü  “ambargo ve yasaklara”  karşın.     Nitekim bugün de Mağusa Limanına bir Yabancı bandıralı vapur gelse ve de es kaza Güney limanlarından birine uğrasa,  Kaptanı anında tutuklanarak hapse tıkılmaktadır!

Hazır gündeme gelmişken, zaman  zaman yaptığımızca Mağusa limanının  yine bir takdimini yapalım: 

- Evvel emirde bu  “Mağusa Limanı”  dediklerinin     “limanı”  gitmiş   “Rıhtımı”  kalmıştır!  Yani o kadar hantal ve köhnemiş bir alt yapısı vardır demek istiyoruz!   - Öte yandan Serbest Liman bölgesinde oluşturulan  “tesisler”  nedeniyle hem Mağusa’nın  Karakol bölgesinden görünen denizini çalmıştır hem de bölgeyi  “pisliği”  ile kirletmiştir,  elan görevine devam etmektedir!

- Önceleri eski limanda  bir tersane vardı. Sonraları   bir tane de Yeni limanda açıldı ki deniz kirliliğinden çevre kirliliğine  ne kadar pislik varsa hepsi de başarılmış olsun!     

- Şimdi  özelleştirilecek deniyor ya.  Şu sıralarda bu Liman sivil otorite yanı sıra,  hem askeri üs durumundadır hem   askeri gemileri barındırmaktadır!  Tutun ki bir yanı serbesttir bir yanı yasaktır! 

- Mağusa Limanının Mucizevi işlevi bu kadar da değildir. Bu limanda dilimize şeker tadında  oturduğu için adına  “Marina” dediğimiz bir de  balıkçı barınağı ile yatların  yan yana bağlı oldukları bir de  “iskele” bölümü  vardır.   Şimdilerde bu balıkçı tekneleri  ile adına  “yat” denilen sandallar  o kadar çoğaldılar ki  artık üst üste durmaktadır! 

Bunlara karşın rıhtımdan ibaret kalmış bu Mağusa Limanı tutun ki hem KKTC’nin önemli gelir kaynaklarından birisidir   hem onca Rum baskı ve ambargoları ile yanı sıra Türk’ün ihmal ve baştan savmacılığına karşın her hal’u kârda işlevini sürdüren ender kuruluşlardan birisidir.  Bunu da  “Barış Harekâtından hemen sonra bünyemizde ilk kez  “işçinin çalıştığı iş yerine sahipliği” ilkesinde kurulan  “Kıbrıs Türk Liman İşçileri Şirketi”ne borçludur.  Gerçi şu sıralarda bu şirket artık  dağılacak durumlara düşmüştür ama  halâ işlevi ile çalışmaya devam etmektedir…

Ve hatırlatalım.  Bu liman sayesindedir ki toplum bünyemizde  “armatörlük”  önemli bir  “sektör olmuştur.

Tüm bunlardan sonra ekleyelim ama.  Eğer Mağusa limanı özelleştirilirse  (ki henüz hangi koşullarda ve nasıl olacağını bilemiyoruz)  hem ihaleyi kazanan şirketin  başı ağrıyacaktır hem de limanda çalışanlarla  gemi sahiplerinin!  

****

YENİDEN YAPILANMA

Bir devrelerde Türkiye’deki “2.  Cumhuriyet” dönemini başlatmak isteyen aydınlardan   esinlenerek,    “neden biz de KKTC de   böylesi bir  “reformist hareket”  başlatmayalım dediydik.  Tabi ki  amacımız   bu olayı başarmaya muktedir olanların kulaklarını delmekti…  Tıs çıkmadı!  Tıpkı,  “neden bizim de bir Ulusal Konseyimiz”  olmasın ısrarlarımızın havada kalması gibi! 

Sonra  “Hukuğun Üstünlüğü”  ilkesine taktıydık. Sadece bu Anayasal yükümlülüğün her kademede titizlik ve ciddiyetle uygulanması bile Devleti  “şahsiyet sahibi” yapmaya yetecekti…

İltifat bulmadı çünkü “hükümet edenlerin”  işine gelmediydi!  Hukuğa bağlı kalsalar  “popülizm”  yapamayacaklardı.  Halk dalkavukluğu yapamadıklarında da  “oy kaybına”  uğrayacaklardı!  Hiçbir siyasi iktidar partisi bu handikapı göze alamadı!

Ve nereye geldik?  Basit bir örneği somutlaştıralım. Artık Hükümetin 60 günlük yasak hakkında yasakladığı grevlerin bile  kaldırılmalarına uyulmuyor!    Ve  “çatlasan da devam edeceğiz”  deniyor!  

Kısaca hukuk,  “kanuni haklarını” arayanlar tarafından bizzat çiğneniyor!  Ve bir kez daha gündeme geliyor:  KKTC’nin başından tırnağına kadar  yeniden yapılanmaya ihtiyacı vardır…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31