Geçen haftadan kendimizi bağladık… Çarşambalar, “Hürrem Günü” ya? Akşama millet televizyon karşısına kurulurken, tarihten bir şeyleri de bilerek otursun niyeti ile geçen hafta, Şehzade Bayezit’in, kardeşi ile tutuştuğu tahta kavgasında, yenilip İran’a kaçmak zorunda kalışına değindiydik! Bayezit, İran’dan babasına yazdığı bir şiiri ile suçsuz olduğunu ileri sürüyordu. Aşağıda da babasının ona yanıtı yer alıyor:

 

Ey her an başkaldırı ve isyanla meşgul oğul

Boynuna  fermanımı takmayan oğul,

Ben kıyar mıydım sana ey Beyazıt Hanım oğul,

Bigünahım deme, bari tevbe kıl canım oğul.

 

Peygamberler  veliler ve bütün ulular hakkıçün

Nuh, İbrahim,  Musa ve Meryem oğlu hakkıçün

Hatm-i asarı nübüvvet, fahri alem hakkıçün,

Bigünahım deme bari tevbe kıl canım oğul.

 

Adem adın etmeyen Mecnuna sahralar durak,

Büyüğe itaatten kaçanlar daima düşer ırak,

Kader değildir der isen hasretle firak,

Bigünahım deme bari tevbe kıl canım oğul.

İmanın ve şefkatin hedefi olduğun, bilmez misin?

Ya masum kanı dökmekten, korkmaz mısın?

Bu  çaresiz kul ile hak dergahına varmaz mısın?

Bigünahım deme bari tevbe kıl canım oğul.

Hak, reayaya boyun eğdirmeye tayin etti beni,

İsterim mağlup edem, zib-i düşmeni,

Korkarım Allahtan, öldürürsem bigünah seni

Bigünahım deme, bari tevbe kıl canım oğul.

Tutalım ki iki elin baştan başa kanda ola,                

Madem pişman oldun, biz de affetsek ne ola

Bayezidim, suçunu bağışlarım gelsen yola

Bigünahım deme, bari tevbe kıl canım oğul.

Görüldüğü gibi, Kanunî, oğlunun suçsuz olduğuna inanmaz! İran Şahı Tahmasp’a baskı yaparak, şehzade ve dört oğlunun kendine teslim edilmesini sağlar. Tebriz’e giden Osmanlı heyeti, kendilerine teslim edilen şehzade ve oğullarını, oracıkta boğarlar! Daha sonra, cenazeleri de yanına alan uğursuz heyet, Bursa’ya gitmek üzere yola çıkar. Ancak Anadolu’da uğradıkları her konakta, halkın büyük reaksiyonu ile karşılaşır ve taşlanarak, ilerlemesi engellenir. Bunun üzerine Şehzade Bayezit ve oğullarının cesetlerini, Sıvas’ta  defnederek, her biri bir tarafa savuşur!

Kanuni’nin büyük oğlu Mustafa, halk tarafından çok sevilen iyi yetişmiş bir insandı. Babası tarafından boğduruldu… İkinci oğul Mehmet de iyi yetişmiş, sevilen bir şehzade idi… O da Manisa’da sancak beyi iken bir gün ansızın ölüverdi… Babasının en sevdiği oğuldu! En küçük şehzade Cihangir, hastalıklı bir çocuktu… Babası onu yanından ayırmazdı. Ne var ki ağabeyi Mustafa’nın boğulmasına tanık oldu! Gördüklerine dayanamadı… O anda hastalandı ve öldü… Bayezit de çok iyi yetişmiş ve sevilen bir şehzade idi ama onu da babası boğdurdu! Ve “Nasıl olsa bana sıra gelmez! Biri tahta çıkar, beni de boğdurur…” zannederek, kendini şaraba vurmuş olan Selim, padişah oluverdi! Saltanatı, üç yıl sürdü… Sevmeyenlerin iddiasına göre, sarhoş kafa ile hamamda bir cariyeyi kovalarken, kayıp düştü! Kafasını bir kurnaya çarptı… Bu dünyadan göçtü! Bu meseleyi yazan Fransız tarihçi de la Martin’e, Abdülmecit’in bir çiftlik hediye ettiği, biliniyor… Bir bildiği olsa gerek…

De la Martin, hünkârın hamama girmeden, kumandaria içtiğini yazar… “Kıbrıs intikamını aldı…” der!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31