Zaman azdı

“Nereye gidelim” dedim.

Cevap gelmedi.

Düşündüm.

Limnidi’ye uzansam, doğada olsam, dönüş epey geç olacak.

Karpaz’a gitsem, Manastırı görsem dönüşe zaman kalmayacak.

Mağusa olmaz, Lefkoşa çok sıcak.

Buffavento’ya çıkmak çok zor…

İyisi mi Girne’den Akatu’ya (Tatlısu) sahil boyu tatlı tatlı uzanmak.

Orada denize sıfır noktada Akatu belediyesinin işletmelerinde balık, meze, bira yemek…

Dönüşte zaman kalırsa birkaç köye uğramak…

Köylü ile sohbet…

Belki köyde kahve içmek…

Birkaç saat sonra da dönmek…

Girne’den her zamanki gibi yavaş akan trafikte çıktık.

Acelemiz yoktu zaten…

Yukarıya Bellapais’e doğru tırmandık…

Doğa değişti.

Zeytinler, harnıplar ve bahçeli evler.

Nefes alırken bile farklıydı orası.

Gökdelenler henüz gelmedi, burayı bozmadı.

“Bu kafa varken buraya da gelir” dedim yanımdaki arkadaşıma.

Sonra yola devam ettik.             

Uzaktan sarı, kara, beyaz karışımı bir duman vardı.

Ve duman Karpaz’a doğru uzanıyordu.

Teknecik Elektrik Santrali’nin bacasıydı bu.

Beşparmak Köyü sakinlerini düşündüm.

Bir de gereği yokken sahile, denizi işgal ederek kayalıklara kondurulan, adını okuyamadığım otelde kalacakları.

Çevre bakanı, merak etmeyin dese de kanserdi o duman.

Epey gittik.

Sağda, solda yeni yerleşim yerleri vardı.

Hepsi sahte, hepsi de uydurma çevre bozucularıydı.

“Nerede eski doğam” diye sormadan geçemedim oradan.

Hani imkânım olsa yıkarım hepsini.

“Kahve” dedik.

Yol boyunca kahve yapan yer göremedik.

Her neyse Akatu’yu gösteren tabeladan sonra tesislerine varabildik.

Deniz kıyısında, ahşap, dokuyla uyuşmuş yapılar vardı orada.

Tesislerin sahile uzanmış iskelesi.

İskelesinde lokanta.

Lokanta da araç park yeri de o pazar doluydu.

Meğer insanlar şehirlerinde kaybettikleri değerleri, bilmem kaç kilometre ötede bulabiliyorlar.

İnsan salak olunca toprak kayıp gider ellerinden toprak ararlar.

 Balık, bira, meze…

Güzel gitti.

Döndük, kahve ancak Ayguruş’ta olabilirdi.

Çok sıcaktı.

Köy kahvesinde klimayı terasa koydular.

Etrafına insanlar oturdular.

Biz de oturduk.

İki sade kahve söyledik iki de su.

Yanında Kıbrıs lokumu verdiler.

Kiliseye karşı kahve içtik, lokum yedik kilise bahçesinde oynayan çocuklara imrenerek baktık…

Ne güzeldiler.

“Ödeyelim” dedik.

“Ödendi” dediler.

“Kim” dedik.

“Şenol” dediler.

Çıktık.

Kıbrıslı kültüründe misafire ikram âdetini uygulayan, mutlu eden Zırdeli Bar’ın sahibi Şenol idi…

Ona teşekkür bile edemeden çıktık.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31