Kıbrıs sorununa çözüm bulma amaçlı müzakereler öyle ya da böyle başarısızlıkla sonuçlandı... Sonuçlandı demeyelim; gelin “durdu” diyelim isterseniz...

Kıbrıs sorununun çözümünün Kıbrıslı Türkler için mi yoksa Kıbrıslı Rumlar için mi daha acil bir konu olduğunu tartışmamıza bilmem gerek var mı?

Evet, Güneyde de ekonomik sıkıntı söz konusu ama Güneyde yaşayan “Kıbrıslıları” bekleyen tehlikeler; Kuzeyde yaşayanları bekleyenler kadar değil... En önemlisi; Kıbrıslı Rumların yok olma tehlikesi söz konusu değil... Kültürlerini, yaşam tarzlarını, yemeklerini korumak için çok ama çok özel çabalar harcama zorunlulukları hiç yok...

Kıbrıs sorununun kalıcı bir barış ve çözüme ulaştırılması bir tek Kıbrıslı Türkler için çok acildir.

Müzakereler bittiği anda, Rum toplumu lideri Dimitris Hristofyas için değişen bir şey olmaz... Reuters’in fotoğraflarına bakıyordum dün... En az 30 fotoğrafı var... İspanyol, Alman başbakanları ile sohbet ediyor... Fotoğraf altında,“President of Cyprus Mr Demetris Christofias” yazıyor... Bir o kadar da fotoğrafsız haberde adı geçiyor... Kimdir Hristofyas?

Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’dır... Müzakereler başarısız oldu diye Hristofyas’a kimse “yarım devletin başkanı” da demiyor; demeyecek de... Müzakereler başarısız oldu diye kimse Kıbrıs adası üzerinde iki farklı devlet olduğunu kabul etmiyor, etmeyecek de... Annan Planı’na hayır dediklerinde de bir şey olmamıştı.

Derviş Eroğlu, “KKTC’nin Cumhurbaşkanı” dır... Tamam... Nereye kadar... Yeşilırmak’tan Apostolos Andreas’a kadar...

İstediğimiz bu mu?

Birileri şimdi, “KKTC tanınacak” diye bağırınca, olacağını da sanacak!

Mümkün değil kardeşim... BM Güvenlik Konseyi’nin 541 sayılı kararında KKTC’nin ilanıyla ilgili; “... yasal olarak geçersiz ve geri alınması gereken” bir ilandır deniliyor…

Yok mu sayacaksınız bu kararı? 

550 sayılı karar, “… asla tanımayacağız” ifadesinin yenilenmesidir…

Gerilere gidelim; BM Güvenlik Konseyi’nin 353 sayılı kararını hatırlatayım mı? Bu karar, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünün bölünmezliğini” vurguluyor…

4 Mart 1964 tarihili ve 186 sayılı o ünlü kararı hatırlatalım mı?

Gerek yok… 

Peki; kimin çözüme daha çok ihtiyacı var?

Rumların mı?

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin mal sahibinin mi yoksa nereye gittiği belli olmayan ahşap ve de çok çürümüş balıkçı teknesinde seyreden bizlerin mi?

Bu son soruya itirazınız var mı?

Yani, “ne münasebet, asla biz çürümüş küçük bir tekne değiliz!” diyebilen var mı?

Dua edin de parçalanmak üzere olan bir sal olduğumuz benzetmesini yapmadım ve hepimizi bir tekneye koydum!

Kıbrıs Cumhuriyeti, AB Dönem Başkanı oldu siz bu satırları okurken… Daha ne yazayım; daha ne diyeyim?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31