Bilhassa kuru yaz günlerinde toprağın yer değiştirdiğini görürüz

Toprakla birlikte tohumlar da uçuşur.

Bir yerden bir yere akışıdır cansız dediğimiz oluşumun…

Yerüstü, yeraltı hep hareketlidir...

Durmaz akarlar.

Alttan deniz olmuş dereler giderken, üstten yerüstü hareketleri ile toprak kayar.

Farkına varmayız.

Yüzyıllardan bahsedilecek bir zaman diliminde her şey değişebilir.

Örnek vermek gerekirse ilk akla gelen yerin dibine batmış tarih öncesi yapılar.

Ne zaman, nasıl girdiler toprak altına, hep şaşırmışızdır.

Kazılar dikkatli yapılır.

Ufak ufak kalıntılar yeryüzüne çıkartılır.

Yeniden canlandırılır gözlerde o güler..

Mesela, “şu yoldan atlar geçerdi” der birisi.

Diğeri,  “şu tuvalette topluca ihtiyaç giderirlerdi” der…

Padişahların yaşam biçimleri...

 Meydanlarda yaşanan savaşlar.

Ve kılıçtan geçirilen erler.

“Eskiden savaşlar daha erkekti” derdi bir büyüğüm.

Mert diye nitelerlerdi o günkü kılıç tutanları.

Bugün ise bir düğmeye bakarmış her şey.

Ve ölüm kusarmış ekran karşısına oturmuş emir eri…

Ölüm ölümdür oysa.

Ha kılıç, ha kurşun…

Ha atom, ha kimyasal...

Değişmeyen sadece menfaatini kollayanlardır…

Biz sanırdık ki Vatan Millet Sakarya, ölüm o yolla kutsal.

Meğer ne büyük aldatmaymış bu…

Sermayeyi düşünürüm önce savaş çıkınıca.

Silah tüccarlarını, silah fabrikalarını...

Oysa esrarı, eroini yasaklayan kafa verir vurun emrini.

Neyse…

Erozyon tanımını pek önemsemezdim.

Beşparmak Dağlarının altının oyulduğunu yıllar önce okuduğumda düşünmemiştim bile.

Nedense o gün pek ilgimi çekmemişti.

Nasılsa taş gerekir.

Bir yerden gelmeli, demiş olmalıydım.

Sonra başka bir yerde daha gördüm o tür oyulma haberlerini.

Olur, böyle şeyler deyip yine geçmiştim.

Sonra Afrika Gazetesi manşetini ” Lefkoşa’dan bakınca denizi göreceksiniz” görünce.

“İş ciddi”, dedim…

Daha dikkatli okumaya başladım.

Ve gidince yerinde gördüm…

Dağlar ufaldılar.

Karşıdakilere baktım.

Trodos ile gurur duyuyordu Kıbrıslı.

Kar fotoğraflarını yayınlıyorlardı Facebook sayfalarında…

Bugün Cumartesi ve Pazar’a daha çok var.

Mesaisi olmayanlar için iki günlük tatil hiç de fena değil…

Gazeteler kıyıma uğrayan Karpaz’ı, sahilleri, ovaları ve dağları sık sık yazarlar…

Bu ülke bizim…

Arada bir gidip bakın.

Hiçbir şey yapamazsanız fotoğraflarını çekin…

Ve yayınlayın, nerede olursa olsun.

İlk okuyan önemsemezse ikinci okuyuşunda dikkat kesilecektir.

Engel olmazsak yüzyıllar içinde rüzgârların yapabildiklerini yabancı eller, on yıllar içinde yapacaklar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31