1963’leri hatırlayanlarımız artık toplumun çoğunluğu değil herhalde… Özellikle yılın son haftasında başlayan toplumlararası çatışmalar esnasında, TMT’nin yeraltından çıkışını! Tam gününü unuttum… 1964 yılı başlarıydı. Lefke’deki futbol sahasında yapılan bir törende, ilk defa silahlı bir birlik, başlarında çelik başlıkları, üzerlerinde İngiliz ordusundan kalma “cellabiya”ları ile resmi geçite katıldıydı. “Hazır kıt’a”! Adı buydu… Başlarında, Talât Aydemir olayı nedeniyle Harbiye’den atılanlardan: Yaşar Abbasoğlu… Komutan oydu… Hafızamı zorlarsam, mensuplarını da bir bir sayarım.

O yılın ilkbaharında bir gün, bu defa öyle özel TMT mensuplarından değil, doğrudan doğruya halktan oluşturulmuş, bölük nizamında örgütlenmiş mücahit birlikleri, Lefke sokaklarında bir resmi geçit yaptılar. Üniformaları, sonradan giydiğimiz üniformalardan farklıydı! Rengi gri idi galiba ve başlarında kep değil, yeşil bereler vardı. Ben 60 mm.lik havanları, roketatarları falan ilk defa o gün o resmi geçitte, bizden birkaç yaş büyük o mücahitlerin sırtında gördüm. Herhalde o karanlık günlerde, halka moral vermek üzere yapılan bir gösteriydi. Üç bölük geçmişti… Birkaç ay içinde, kasaba halkından oluşturulmuş… Bir tabura yakın silahlı bir kuvvet… Yâni eli silah tutacak her kim varsa, silah başı yapmış! Çoğunluğu, liseyi bitirip adada kalmış gençler ile herhangi bir sanatkârın yanında, çırak olarak çalışanlardı. Çok geçmedi, esnaf, işçi, öğretmen her kim varsa, herkes de dağlarda nöbet tutmaya koştu. “Hazır kıta”yı oluşturan o bölükler de kışlalarda yaşamaya başladılar. Hangi yıldı şimdi aklımda değil ama galiba on dört yaşımdaydım, orta okul öğrencisi, biz de silah altına alındık… Varto Depreminin olduğu gün, ben Konnoz’da 3 numaralı mevzide Üstün Köroğlu ile nöbetçiydim. Transistörlü radyodan dinlediydik, depremi… Hangi yıldı, hesap edin artık…

Ne usta kaldı, ne çırak… Biz öğrenciler gene şanslıydık, çünkü sabahları okula gidebiliyorduk… Ama özellikle okumayıp da sanat öğrenmek üzere çıraklık eden o işçi gençler, doğrudan asker olmuşlardı. Ne zaman terhis edileceğimiz, bilinmiyordu! Öyle bir kavram yoktu…

1968’e geldiğimizde, bizden birkaç yaş büyük olan o arkadaşlarımızın, bölükte homurdanmaya başladıkları günler de geliyordu. Yaş kemale eriyor, aşık olunuyor, evlenmeye kalkılıyor ama neyle? Mücahit maaşı ev bark kurmaya yetmez ki! Çık dışarıda bir iş tut deseniz, ne işi? Sanat falan da bilinmiyor ki! İş yapılabilsin… Bilinse zaten mücahitsin, eğitim var; nöbet var… İzin yok! O dönem, bazı arkadaşlarımızın ansızın ortadan kaybolup, sonra Avustralya, Kanada ya da İngiltere’de ortaya çıktıklarını hatırlarım. Bir tanesi iki defa teşebbüs etmiş, İngiltere’ye giremeyince geri gelip, aylarca hapis yatmıştı… Bu arada 1971’de biz, üniversiteye gidebilmek için terhis edildik ve gittik… Kalanların Allah yardımcısı olsundu… Çünkü biz giderken, üniversiteyi bitirip dönenler de yapacak iş olmadığından, mücahit yazılmaya başlamışlardı… O dönem evli olanlara, memur maaşı verilmeye başlandıydı galiba… Yoksa, firarın önüne geçilemeyecekti… Üstelik, ülke dışına…

1974 bu koşullarda geldi… Savaştan sonra, on bir yıldır silah altında tutulan, herhangi bir meslek edinmesine izin verilmeyen o kitle, terhis edildi. Daha yeni “kurtarılmış” idik… O insanlar ne olacaktı? Göç ederlerse bu nasıl bir “kurtarılmak” olurdu? Hepsi de devlete memur alındı… Buna devletin ihtiyaçlarını karşılayacak beceriye sahip olanların da eklenmesiyle, bizim memur kadrosu, az kaldı yetmiş milyonluk Türkiye’yi yakalasın…

Devletin ana ekmek parası kapısı haline gelmesinin hikâyesi budur… Tembellik değil…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31