İçer girdi, çantasını masaya attı…

Bir ona bir çantaya baktım…

O çantasını orada bırakarak tuvalete gitti.

Sonra mutfağa.

Çantayı unutmuştu.

Oradakilere göz attım.

Kimse çantaya bakmıyordu.

Çanta oradaydı.

Acaba içinde değerli şeyler var mı, diye düşündüm.

Muhakkak vardı...

Çünkü değerli olmasaydı, neden devamlı yanında taşısın?

İstanbul’a geldiğim ilk yılı o an gözümün önünde getirdim.

“Aman ha” demişti babam…

“Parana, kendine sahip çık. Kimseye güvenme… Gittiğin bir ortamda tanımadığın birisine arkanı dönme.”

Savaşa mı gidiyorduk yoksa bilinmeze mi, diye çok içerlemiştim.

Sonra yolda arkadaşlarım da, “aman ha dikkat” demişlerdi.

Kaldığım evde dokuz Kıbrıslıydık.

Dokuzumuz da Baflıydı…

Rahattım.

Evde ne çanta sakladığım vardı ne de eşya…

Güvendeydim.

Arkadaşlarım sırt dönülecek kişilerdi.

Nitekim kaldığım süre içinde hiçbir sorun olamadı.

Daha sonra gittiğim evlerde de arkadaşlarım hep Kıbrıslıydılar.

Gerçi çalınmaya değerli malım olmamıştı ama az da olsa önemliydi benim için.

Gurbetteydik.

Gurbet kelimesini de ilk yıldan öğrenmiştim.

Oysa şarkılarda çok geçerdi o gurbet kelimesi.

Şehirden uzakta sanırdım gurbeti…

Meğer gurbet, sevdiklerinden ayrı kaldığın her yermiş.

Sonraları öğrendim.

Her neyse içeri girdi, çantasını masaya attı, tuvalete, sonra mutfağa gitti…

Güven duygusunu unuttuğumu sanıyordum.

Hala güvenilecek kişilerin olması hoşuma gitmişti o gün.

Ancak başka yerlerde, başkalarına güvenmemeyi öğretmişlerdi bir kere.

Ve Kıbrıs dışında nerede olursam olayım, sırtımı kimseye dönmemeye kuruluştum.

Şu anda…

Bu yazıyı yazarken…

Güvenden bahsederken, bir taraftan da seçimlere bakıyorum.

Seçimler yakın.

Ve söylemler.

Hepsi de daha çok oy almak, finale kendi adlarını yazdırmak istiyor.

O söylemlerden biri de Akıncı’dan…

Şöyle dedi Akıncı “Müzakere masasında elbette Türkiye ile istişare içinde olacağım”…

Çok canım sıkıldı…

Çünkü…

Türkiye’nin saymakla bitmeyecek kadar çok sorunları var.

Görüşmeleri var…

O da devlet…

Seçime girecekler için biz de devlet…

Kendi kendime sordum…

Madem farkımız yok…

Neden Türkiye hiçbir müzakeresinde, bizimle istişare içinde olmuyor?

O da devlet biz de seçime gireceklere göre devletsek neden hep onunla istişare etmek zorundayız?

Deseydi ki…

“Kendimizle ilgili kararları biz vereceğiz… Ve bize destek verecek Türkiye’ye sonra bildireceğim…”

Daha iyi olmaz mıydı?

Babam, “Sakın güvenme” demişti ya…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31