Kurucu Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş’ın vefatı ve bu süreç içerisinde yaşanan olaylar, törenler ve defin işleminden sonra geriye kalan bir tartışma ve nemalanma kokan hareketler kaldı.

Hayatı, çocukluğu, gençliği, hayalleri, idealleri, söyledikleri, devlet adamlığı, Türk dünyasındaki yeri, herkes tarafından konuşulup yazılıyor. Türkiye basınını takip ederim.

Her zamanda o meşhur yönlerini eleştiririm.

Anlamadan, bilmeden, görmeden, yaşamadan, tepeden bakarak, her şeyin en iyisini bilip, her şeyin en doğrusunu yazan yada öyle olduğunu zanneden her daim onlardır.

Türkiye basınında devir hükümetçi olma devri.

Zaten hükümetten olmayanların hali ortada.

Sayısal olarak beş parmağı geçmeyen gazetecilerde var ki hükümetçilik oyunun biraz dışındalar. Ha birde Hürriyet’ten Yılmaz Özdil var.

Şu bizlere “Rum dalkavuğu, lavuk” diyen lavuk.

Ki bizim dilimizde “Dalkavuk” da yok,

“Lavuk” da yok.

Bizde halk dilinde “Isgarta” derler.

Bu büyük gazeteciye gündem olan "Kıbrıs Türktüre kefil olmam ama Denktaş bizimdir" başlıklı yazısından dolayı cevap verme niyetinde değilim.

Bu görevi basınımızın duayen isimleri yerine getirdi.

Zaten bu zatın pek umurunda olduğunu da düşünmüyorum.

Her halde amacına da ulaşmıştır.

Sadece tepkisiz olmayayım diyorum o kadar.

Sayın Özdil, merhum Denktaş’ın doğduğu yer olan Baf’a gömülemediğini söylüyor.

Ben de diyorum ki merhum Cumhurbaşkanının doğduğu yere neden gömülemediğini, defalarca göçmen olan bu halkın tarih içinde yaşadıklarına bakarak anlayabilirdi.

Üç kuruş paraya bağımsızlığını satanlar dediği bizlerin hala daha bağımsızlık mücadelesi verdiğimizi bu yaşına kadar anlamadıysa bundan sonrada anlamayacağı ortada.

Ve şu Anıtkabir meselesi. KKTC devleti kurucu Cumhurbaşkanına layık olacak her türlü düzenlemeyi yapacaktır.

Anıtkabir de Atatürk’ün yanında bir Denktaş mozolesi olabilir.

Ben bundan gurur duyarım.

Gündemi ve bu köşeyi bu tür düşüncelerle meşgul etmek istemezdim.

Fakat başımıza ne geldiyse susmaktan ve tepkisizlikten geldi.

Gel dediklere yere geldik, git dediklere yere gittik.

Günün sonunda ne yaptıysak yaranamadık.

ASGARİ ÜCRETLİ ALLAHA EMANET

“Asgari ücret, bir çalışanın temel ihtiyaçlarını karşılayarak insanca yaşamasına olanak tanıyan ve işveren tarafından ödenmesi zorunlu en düşük ücrettir”.

Evet, asgari ücretin en yalın tanımlaması bu.

Asgari ücretle çalışanların sağlık masrafları, eğitim, beslenme, ısınma, çoluk çocuk, yani normal bir yaşam seviyesi sürmek için olmazsa olmaz ihtiyaçları karşılayacak ne hali kaldı ne de mecali.

Bunların yanında da her Allahın günü bu ihtiyaçlara zam üstüne zam.

Devlet harçlarına, akaryakıta, elektriğe, içinde bulunduğumuz soğuk havaların vazgeçilmezi tüp gaza yapılan zamlar artık insaf sınırlarını aştı.

Özel sektör çalışanına, asgari ücretliye 2009 Ekim ayından bu yana artış yok.

Bu anlayışı ekonomi politikası zannedenlere devlet dışında bir “Özel sektör devleti” yaratanlara bu satırların yazarı olarak bir çağrım var.

1300 TL’ye bir ay süresince yaşamaya sizler çalışında görün.

Toplumdaki tepkisizliğin tepkiye dönüşeceğini bilsem, elektrik faturasını, devlet harçlarını ödemeyin diyeceğim ama maalesef tık yok.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31